"kent dışında herkes uslu oturur. Baştan çıkarıcı bir şey yok ki orada. Kent dışında yaşayan kimselerin uygarlıktan iyice uzak olmaları da bu yüzdendir ya. Uygarlık, ulaşılması hiç de kolay olan bir şey değildir. Kişi ancak iki yoldan ulaşabilir uygarlığa. Biri kültürlü olmak, öbürü de ahlaksız olmak. Kent dışında yaşayanlar bunların ikisine de fırsat bulamadıkları için durgun sular gibi yosun tutup giderler."
"o zaman bana yengeç gibi yürümenin ne kadar benzersiz olduğunu etrafta manzaranın yandan geçip gittiğini ve dünyanın normalden daha büyük göründüğünü söylemiştin. Gerçekten de yana doğru yürümek, insana daha geniş bir görüş açısı sağlıyordu"
Öyle mi demiştim diye düşünüyordum. Ama çie hatırlıyorsa muhtemelen doğruydu. Biraz utanmış bir ifadeyle yere baktı.
" Yetişkin olduğumdan beri bazen senin o sözlerin aklıma geliyor. Sadece ileriye bakarsan görüş alanın dar olur. Bu yüzden ben de ne zaman sıkışıp kalsam ya da ne yapacağımı bilmesem, hemen görüş açımı genişletmeye çalışıp kendime omuzlarını gevşet ve yengeç gibi yan yan yürü diyorum."
Her şeye dayanabilecek kadar güçlü olabilir ancak üzgün olduğunda hemen ağlayabiliyor. Oysa her yerde hayatta kalabilecek dayanıklı bir bedene ve ôzel yeteneklere sahip. Güç denilen şey tam olarak ne sahi?
Kendinizde eksik ya da fazla olarak gördüğünüz şeyler, başka bir yerde tam tersi bir şekilde değerli olabilirdi. Aynı şey ülkeye veya mevsime göre farklı şekillerde algılanabiliyordu.