Salı ertesi
Duygularımın en karıştığı,ne hissedeceğimi bilemediğim,etkisinden de uzun süre çıkamayacağım bu güzel kitapla merhaba..
Bilenler bilir salı günlerini sevmem.Şanssızlıkların beni salı günü bulduğuna inanırım ve kahramanımız da benimle aynı fikirde.Onun durumu çok farklı olsa da onunla ortak bir özelliğimiz var.Nereden başlasam bilemedim.Bir beden iki isim.Aziz ve Bircan..
Aziz istismara uğramış ve susturulmuş bir birey. Bunun sonucunda yaşadıkları psikolojik travmalar çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış.Kötü bir çocukluk geçirmiş.Büyümeye çalışmış ama her defasında kaybolmuş.İçinde bulunduğu karanlık aydınlanmamış..
Sonrasında başka bir isim ve hayat şekliyle yoluna devam etmeye çalışmış.Fakat cocukken yaşadıkları büyüdüğünde de yakasını bırakmamış.Bir sürü kötü olaylar.Sonu tam tahmın ettiğim ve olmasını istediğim gibiydi.Yine de beni sarstı mı evet biraz dağıldım.
Aynı zamanda yazar Aziz.Cesaret edemese de kendi hayatını yazmaya,elinden geldikçe her şeyi yazmış.Kitap aralarına da öykü şeklinde konu edinilmiş.
Aziz’e üzülüp Bircan’a kızdım.Bircan’ı düşünüp Aziz’e susma artık dedim.Beni bir hayli karmaşık duygulara sürükledi karakterler.
Yazarın kalemine aşık oldum diyebilirim.Muhteşem bir akıcılık,kelimeleri kullanım şekli,konuların bana hissettirdikleri ve karakterlerin ruh halinin yansıması inanılmazdı.İtiraf etmeliyim bu kadarını beklemiyordum ama yazarımız Hatice Dökmen’e
saygılarımı sunuyorum.Tek kelimeyle harikaydı
Son olarak;Çocuklara susmayı değil her koşulda kendilerini korumayı,anlatmayı,yalnız olmadıklarını öğretelim
“Sırlar mezara gitmeliydi insanın ardınca.”
’’Yazmak, aynı zamanda susmak, söylememek, sesini kesmek demektir. Gürültüsüz haykırmaktır.’’