İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlık gösterirler.
Savaş başladı ve yiğitler orada İslam'ın sancağını yere düşürmeme adına melekleri hayran bırakacak bir samimiyetle cihad ediyorlardı. Başlar veriliyor, kelleler alınıyordu. Verenlerden biri Ümeyr olacaktı. Savaşmış, savaşmış en sonunda müşrik kılıçların muhatabı olmuş, yaralanmış yere düşmüştü. Abi Sa'd onu o halde görünce koşa koşa yanına gelmişti: "Ey Ümeyr'im! Ey ismi gibi küçük olan taze gül, yaralandın mı?" demişti Ümeyr gözünde yaş, yüzünde sevinç: "Sa'd, ben gidiyorum, Allah ve Resûlü uğruna feda olarak gidiyorum. Sevdiğim, özlediğim şehadet uğruna gidiyorum." dedi. Ümeyr, abi Sa'd'ın kollarında son nefesini verdi. Sa'd ağlamaya başladı ve gözyaşları içinde çatlayan dudaklarının arasından şu cümleler süzülüyordu: "Güle güle Ümeyir'im! Az yaşadın ama öz yaşadın. Benden sonra geldin; hem imana, hem bu hayata... Ama benden önce gidiyorsun; hem şehadete, hem cennete..."
"Vallahi anneciğim! Seni ne kadar sevdiğimi sen benden daha iyi bilirsin. Ama unutma ki seni ne kadar çok seviyorsam bu sevginin on katı, hatta daha fazlası kadar Allah ve Resûlü'nü seviyorum. Eğer birini diğerine feda edeceksem, iyi bil ki feda edeceğim sen olursun, Allah ve Resûlü değil. Yeminle söylüyorum ki yüz canın olsa ve her gün bir tanesi gözümün önünde çıksa ben yine de hak dinimden dönmeyeceğim."