Modern dünyada istenmeyen, hayal kırıklığı yaratan her seçim, hatta umulduğu kadar haz vermeyen her olumlu yaşantı bile, kişinin kendi kendisini suçlamasına yol açmaktadır. Kişi, tercih etmediği imkânlar ve kaçırdığı fırsatlar yüzünden pişmanlık duymakta, refah ve bolluğun ortasında mutsuz ve tatminsiz kalmaktadır.
Acımasızlık, dürtüsellik ve empati yoksunluğu bizi ötekini hissetmekten alıkoyuyor ve "güçlü olan ayakta kalır" düşüncesi insanları kurban olmak ile zalim olmak arasında bir seçime zorluyor.
Saldırgan dürtüler normalde iç yasaklamalarla kısıtlanır. Kötülük, iç kısıtlamanın zayıfladığı, iç frenlerin tutmadığı durum ve zamanlarda ortaya çıkar, içinde yaşadığımız kültür bize "cinnet ânında" suç işlemenin mümkün olduğunu öğretiyor. Duygusal altüst oluşların kendimizi denetleme duygusunu ortadan kaldırabileceğini kabulleniyoruz. Kötülük, aldığı ufak onaylarla kontrolden çıkabiliyor. Aslında başka bir insana zarar vermek, çoğu zaman insana kendisini kötü hissettiren bir durum. O halde kötülüğü işleyen kişi hemen kendisine bir bahane, bir mazeret üretiyor. Böylece yaptıklarının kabul edilebilir olduğunu düşünüp nahoş duygulardan uzaklaşmak istiyor.