Kendi hayatlarımıza kontrol etme yanılsaması içinde kaybolmak kolaydır. Genelde hayatımızın şoför koltuğunda kendimizin oturduğuna inanıyoruz. Kontrol bizde sanıyoruz. Bu kontrol arzusunu, adeta ezici bir baskı ile her şeyi yerli yerinde tutmak ve bozulan her şeyi düzeltmek için taşıyoruz. Çünkü sorumluluk sahibi olmayı hakimiyet kurmakla karıştırıyoruz. Ve bu bizi, rahatlayamadığımız, uyuyamadığımız, huzur bulamadığımız zavallı bir hale sokuyor. Yanlış olan her şeyi ve herkesi düzeltmenin bizim elimizde olduğunu ve "kurtarıcı" olduğumuzu düşünmek, ezici bir endişe duygusuna kapılmamıza yol açıyor.
Dünya aslında sevmemize de nefret etmemize de gerek olmayan, sadece kendisinden istifade edilebilecek bir yerdir. Allah, dünyayı meta olarak tanımlıyor. Bu kelimenin anlamları arasında kaynak, vasıta, araç da vardır. Bir aracın iyi ya da kötü olduğunu belirleyen, onunla yapılan iştir, faydası da dokunabilir, zararı da. Dünya sadece asıl yurdumuza dönmek için geçmemiz gereken bir köprüdür. Kim bir köprüye bağlanır ki? Aslında biz köprüyü severek ya da ondan nefret ederek asıl meseleyi kaçırıyoruz. Asıl odaklanmamız gereken köprü değil, köprünün karşı tarafında ne olduğudur.
Ömer radıyallâhu anh bir elmayı tutarak şöyle demişti: "Eğer yersem kaybolur gider, infak edip başkasına yedirirsem (sevabı) baki kalır." Biz de diyoruz ki: Eğer elmayı sana yaratıcıyı hatırlatmadan yersen elma yok olup gider; ama sana Allah'ı hatırlatırsa işte o zaman var olmaya devam eder.