Ne yazık ki ana babaların hepsi aynı tepkiyi göstermedi, içlerinden biri gelip şikâyetçi oldu. Başrahibin yanında, bana “Hayyam bir sarhoş ve dinsizdi!” diye bağırdı. Ben de şu cevabı verdim: “Siz böyle demekle Hayyam’a hakaret etmiyor, tam tersine sarhoşluğu ve dinsizliği övmüş oluyorsunuz!” Başrahip az kalsın sinirinden boğulacaktı.
Ömer cevap vermek istedi: “Hasan ile senin ne çok ortak noktanız var! Gönlünüzü kaptırdığınız dava için, bir imparatorluk kurmak veya dünyayı imamın saltanatına hazırlamak adına, adam öldürmekten çekinmiyorsunuz. Benim gözümdeyse, adam öldüren her dava cazibesini yitiriyor. Ne denli güzel olursa olsun, çirkinleşiyor, bozulup alçalıyor. Ölümle ittifak yapan hiçbir dava haklı olmaz.”
“Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını.”
-Seni icraatıma daha yakından ortak etmek isterdim, olmadı; şimdi vakanüvislerin gelecek nesillere şu satırları bırakacaklarını düşünerek teselli buluyorum: Ömer Hayyam Nizamülmülk’ün devrinde yaşadı, itibar gördü, hayatın sıkıntıları ona ulaşmadı ve gözden düşme tehlikesiyle karşılaşmadan “hayır” diyebildi Vezir’e.