Her gün bir yerden göçmek ne iyi her gün bir yere konmak ne güzel bulanmadan donmadan akmak ne hoş dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Annem de çok severdi bu şiiri ama "bulanmadan, donmadan akmak" kısmına katılmazdı. "Yeryüzünün bütün akan suları bulanır, geçtiği yerlerin kiri, pası, çamuru, suyun saydamlığını bozar. Kış güçlüyse donar. Önemli olan bulanmamak, donmamak değil, akmaktır. Su akabildiği sürece, yeniden temizlenmek, soğuğun donduruculuğundan kurtulmak umudu vardır. Kimse saf, kimse masum değildir. Yaşayan kirlenir; önemli olan safiyeti, masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. Aslolan yaşamdır. Yaşam olduğu sürece saf olmak, masum olmak umudu da vardır." Babam bu düşünceye karşı çıkmıştı. "Suyun özü temizdir" demişti, "insanın özü de. Önemli olan, bunca kötülüğe, bunca zalimliğe, açgözlülüğe karşı özümüzü koruyabilmek. Dünyanın en zor işi bu. Gündelik hayat acımasızlık çarkı üzerinde dönüyor. Bizi o masum özümüzden uzaklaştırmak için hayat birbirinden parıltılı ilişkiler sunuyor: Yalanla, sahtekârlıkla, bencillikle cilalanmış ilişkiler. Nefsimizin iştahını kabartacak renkli oyuncaklar. Ruhumuzu köle edip, aklımızı bedenimizin emrine sokmak için. İşte buna karşı uyarıyor bizi Mevlâná Hazretleri. Ve kirlenmemiş olana, bulanmayana, donmayana övgü düzüyor."
Tanrı merhametten de, şefkatten de daha büyüktür. Tabii, şiddet ve cezadan da. Onda hepsi vardır, onda hepsi birdir. Bir olmak demek, çok olanı bir görünümde toplamak demektir, ama farklılıklarını silmeden, aynılaştırmadan, birbirine benzetmeden. Çünkü her varoluşun bir anlamı, bir gereği vardır. Çoğu zaman mesele Tanrı'nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi.
Sizi hayat vazifesine başlamanız için daha fazla nasıl cesaretlendirebilirim? Genç bayanlar, derdim ve devam ederdim, lütfen kulak verin çünkü kapanış konuşmam başlıyor, bence siz utanç verici bir şekilde cahilsiniz. Önemli denebilecek hiçbir şey keşfetmediniz. Bir imparatorluğu hiç tir tir titretmediniz ya da bir orduyu savaşa hiç sokmadınız. Shakespeare'in oyunları sizin tarafınızdan kaleme alınmadı, ya da barbar bir ırki medeniyetin nimetleriyle tanıştırmadınız. Sizin mazeretiniz nedir? Hepsi ticaretle, yatırımla ya da sevişmeyle meşgul siyah ve beyaz ve kahverengi tenli sakinleriyle yerkürenin caddelerini, meydanlarını ve ormanlarını işaret ederek, biz başka şeylerle uğraşıyorduk demek sizin için çok kolay. Biz olmasaydık, şu denizlere kimse açılamazdi ve şu bereketli topraklar çöl olurdu. İstatistiklere göre şu an hayatta olan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanoğlunu biz doğurduk, biz besledik, biz temizledik, belki de altı ya da yedi yaşına kadar biz eğittik, bazılarınin yardım aldığını da hesaba katarsak, bu biraz zaman alır.