Mutahhara Üstünel

Mutahhara Üstünel
@etoiile
Ay da güneş de dönsün bir o kadar daha, Dönsün, bu aşkımız ermeden sona. Ama yazık, ne yazık ki son günlerde Öyle dertli, öyle yorgun, öyle bezgin, Öyle değişmiş görünüyorsunuz ki bana Türlü korkular ürpertiyor yüreğimi. Benim korkularım da üzmesin sakın sizi. Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. Sevgileri de kuşkuları da varsa aşırı var. Yoksa hiç yoktur. Siz bilirsiniz Benim ne türlü sevdiğimi. Öyleyse anlayın ne türlü korktuğumu. Büyük sevgide, küçük kuşkular korkuya döner, Küçük korkular büyüdükçe artar büyük sevgiler
Sayfa 84
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yazıklar olsun, o soylu zeka nasıl çökmüş! Sarayın gözü, ordunun kılıcı, bilimin dili, Güzel yurdumuzun umudu, gülü, Kibarlığın aynası, zarifliğin kalıbı, Bütün gözlerin gözdesi bitmiş, yok olmuş! Ve ben, en mutsuzu, en dertlisi kadınların, Ben ki balını tattım sözlerindeki şiirin, Şimdi o soylu, o şahane kafanın Düzeni bozulmuş çanlara döndüğünü mü görecektim? O eşsiz örnek insanin, o çiçek açan gençliğin, Solup gittiğini mi görecektim çıldırarak? Ah, mutsuz başım! O gördüklerimi gören de ben, Bu gördüklerimi gören de!
Sayfa 75
"İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia. Canım Ophelia, beceriksizim şiir yazmakta, İçindekini kalıba dökme sanatım yok, Ama çok, her şeyden çok seviyorum seni, İnan bana ve tanrıya emanet ol. Canı teninde kaldıkça sevginle yaşayacak: Hamlet."
Sayfa 48
Asıl söylemeye çalıştığım şu siz kimsiniz ve kim oluyorsunuz da kimin öleceğine karar veriyorsunuz? Kim oluyorsunuz da kimin öldürüleceğine karar veriyorsunuz? Kim oluyorsunuz da hangi babayı ortadan kaldırıp hangi çocuğu yetim bırakılması gerektiğini, hangi annenin oğulsuz kalması gerektiğini, hangi oğlanın kız kardeşinden olması gerektiğini, hangi büyükannenin ömrünün geri kalanını torunu kendinden önce toprağa girdi diye her sabah ağlayarak geçireceğini söyleyebiliyorsunuz.
Sayfa 154 - Juliette
Yalnızlık tuhaf şey. Sezdirmeden yanınıza sokuluyor, sessiz ve kımıltısız, karanlıkta yanınıza oturup uyurken saçınızı okşuyor. Kemiklerinize sarılıp bedeninizi neredeyse nefesiniz kesilecek kadar sıkar; teninize hücum edip dudaklarını ensenizdeki yumuşak tüylere dokundurduğunda neredeyse kanınızda atan nabzınızı duymazsınız. Yüreğinize yalanlar bırakır, gece yanınıza uzanır, ışığı dört bir yandan kendine çekip sömürür. Hep yanınızdadır; elinizi ancak doğrulmaya çalıştığınızda sizi aşağı çekmek için tutar. Sabah uyanır ve kim olduğunuzu bilemezsiniz. Gece uykuya dalamaz, titrersiniz. Her şeyden her şeyden her şeyden şüphe edersiniz. Yapıyor muyum? Yapmıyor muyum? Yapmalı mıyım? Neden yapmayayım? Ve onu bırakacak olsanız da... Özgür olmaya hazır olduğunuzda... Yenilenmeye hazır olduğunuzda... Yalnızlık aynaya baktığınızda yanınızda dikilen eski bir dosttur; gözünüzün içine bakar; size meydan okur, hayatınızı onsuz sürdürebilecek misiniz diye. Kendinizle savaşacak sözcükleri, asla ama asla kendinize yetmeyeceğinizi haykıran sözcükleri bulamazsınız. Yalnızlık sevimsiz, kör olası bir yoldaştır. Bazen sizi bırakmaya yanaşmaz.
Sayfa 100