Sizlere sunmak için ödünç aldığımız tüm bu verilerin kaynağı olan bu geleneksel metafizik öğretileri nereden geliyor? Her ne kadar, her şeyi tarihsel açıdan ele almak isteyenlerin öfkelenip itiraz edeceğini bilsem de bunun cevabı çok basit: Hiçbir yerden gelmiyor. Yani demek istediğim, bunun tarihte işaretlenebilir olan insani bir kökeni olmadığıdır. Başka bir değişle, bu geleneğin kökeni tıpkı metafiziğin kendisi gibi "insan dışı"dır.
eğer insan, eksiksiz bir varlık ve leibnz'in monadında olduğu gibi kapalı bir sistemi oluştursaydı metafizik diye bir şey olmazdı. düzeltilemez bir biçimde kendi içine kapanmış olan bu varlık, ait olduğu varoluş boyutunun dışında kalan şeylerin bilgisine ulaşamazdı. zaten durum böyle değildir. aslında insan, gerçek varlığın yalnızca geçici ve belirsiz bir tezahürünü temsil eder; tek bir varlığın, tanımlamamış olan sayısız hallerinden yalnızca biridir. keza bu varlık, tüm bu tezahürlerden tamamen bağımsızdır. hindu metinlerde her satırda karşımıza çıkan bir mukayeseyi kullanmak gerekirse, tıpkı güneşin, yansıyan ışığından doğan tüm görüntülerden bağımsız olması gibidir. "kendim" ile "ben" ve kişilik ile ferdîlik arasındaki temel fark budur.