selamlar. inceleme yazan birisi hiç değilim. romanı okumadan evvel göz atılan incelemelerin/tenkitlerin romanı okuma esnasında üretilen anlama müdahale olduğunu düşünüyorum. bu sebepten, incelemeye göz atacak okur dostlarıma romanı okuduktan sonra buraya uğramalarını tavsiye ederim.
başta da belirttiğim gibi, bir eseri umuma sunacak şekilde incelemem. bunun istisnası platon, symposion'du. okuduğumda beynimden vurulmuşa dönmüştüm. üzerine yazıp çizmek müellife karşı bir teşekkürüm ve dahası sorumluluğum gibi hissettirmişti. kristof, bende benzer bir etki uyandırdı. kitabın sosyal mecralardaki popülerliği "acaba?" dedirtirken, okuduktan sonra size bir "iyi ki!" bırakıyor.
kitap üç ayrı bölümden oluşuyor. bazen bölümler arası tutarsızlık, kurmacanın iskeletinde pürüzler olduğunu hissedebilirsiniz. ancak geriye dönerek okuduğunuz zaman taşların oturduğunu fark edeceksiniz.
klaus ve lucas savaş zamanı yaşamış olan ikiz kardeşler. ancak onları ayıran dışarıdaki savaş değil, içerideki, yani ailedeki savaş. talihsiz bir olay sonucu lucas'ın hastaneye düşmesiyle ikiz kardeşlerin yolları ayrılıyor. okuyucu bunu son bölümde idrak ediyor. çünkü lucas, delirmemek ve yalnızlığını bastırabilmek adına "büyük defter" adını verdiği bir deftere hayallerle süslü bir öykü, öykünün içinde bir nasihatname yazıyor. kitabın bu bölümündeki üstkurmacada lucas, klaus'u es geçmiyor, anlatıcı kimliğinde çocukken ayrıldığı kardeşini eklemeyi unutmuyor. büyük defterde ben ve o yok, biz var.
ikizlerin birbirlerinin yaşamlarından haberleri olmadığını ancak benzer zamanlarda aynı lokasyonlarda bulunduklarını görüyoruz. ayrıca birbirleriyle konuştuklarını, birbirlerini yanıtladıklarını, yani birbirlerini "hissetiklerini" kristof bize satır aralarında veriyor. lucas, klaus'un derin yalnızlığını clara