Merve BAŞARAN, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okuyor

“Sesinde ne var biliyor musun?
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun?
Söylemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var.”

Sevda Sözleri, Cemal SüreyaSevda Sözleri, Cemal Süreya
Burçin Korkmaz, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir çocuk bir meseleyi çözmeye çalışırken başarılı olup olmayacağını bilir,bunu ona söyleyecek bir yetişkine ihtiyacı yoktur.
Oyun küplerinden ev inşa eden bir çocuk onu fazla yüksek yaptığı zaman yıkılacağını ve bunun bir başarısızlık olduğunu bildiği gibi, yıkılacağı zamanı bilmenin başarı olduğunu da bilir.

Zar Adam, Luke RhinehartZar Adam, Luke Rhinehart
Hüzünlü Palyaço, bir alıntı ekledi.
6 saat önce

Bay Holmes
Evden ayrılmadan önce Hope, Sherlock Holmes'a dönerek "Bay Holmes, eğer polis müdürlüğü makamı boşsa, oraya ancak siz lâyık olabilirsiniz," dedi, ev arkadaşıma duyduğu hayranlığı gizlemeden bakarak. "Benim izimi çok temkinli bir şekilde takip ettiniz."

Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Epub)Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Epub)
Seyhan Altuntaş, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Büyükbabam derdi ki, ölen herkes ardında bir şey bırakmalıdır. Bir çocuk, kitap, ev, herhangi bir şey ya da ekili bir çiçek bahçesi. Elinin dokunduğu bir şey bırakmalı. Ona dokunan kimse senin varlığını hissetmeli.

Fahrenheit 451, Ray BradburyFahrenheit 451, Ray Bradbury

Sadece bizim için daha iyisini istemiştim dedi ve ağlamaya başladı adam. Kadın, yaptığın sadece beni başkasına dönüştürmeye çalışmaktı dedi ve gitti. Bazen iki insanın birbirini sevmesi yetemeyebiliyordu. Çünkü ortada bir eksik vardı: onu olduğu gibi sevmek.

Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha iyi bir iş… Bir dolu ve sonu gelmeyecek “daha iyi” vardı kadının listesinde. Birçoğu da iyi niyetliydi aslında. Ancak iyi niyetin yanında sevdiği adamı olduğu gibi kabul etmek yoktu.

Adam değişemez miydi? Hele ki sevdiği kadın değişmesini istiyorken? Evet değişebilirdi ama değişseydi olmak istediği kişi olamazdı. Olmak istediği kişi ile dönüştürülmeye çalışıldığı kişi arasında büyük farklılıklar vardı. Adam işte tam da bu yüzden olduğu kişiden memnun şekilde hayata devam etmekte kararlıydı.

Kadın değişmeye zorluyordu adamı. Beni sevdiği için değişecek umudu vardı içinde. Sonuçsuz kalan her girişim sonrası ise yıpranıyordu. Adamsa susuyordu. Anlaşılamayacağını farkındaydı. Ne söylerse söylesin, boş vermiş, tembel ya da basiretsiz diye yaftalanacağını biliyordu.

Başlarına gelen her zorluğu, her sıkıntıyı adamın değişmemesi ile ilişkilendirmeye başladı kadın. Adam yine sustu. Sabretmek ya da karşısındakine aldırmamak değildi bu susuş. Yalnızca anlaşılamayacak bir şeyi anlatmaya uğraşmamaktı.

Dip dibe iki insanın arasındaki mesafe hızlıca açılıyordu. Kadın, adamdan gayret ya da tüm sandıklarını haksız çıkaracak bir delil bekliyordu. Adam ise hali hazırda kadına sunmuş olduğu benliğinden öte bir şey veremeyeceğini düşünüyordu.

Adamın ki gururlu olmak, inat etmek ya da ilkeler peşinden koşmak değildi. Yapmak istediğini yapmak, yapmak istemediğini yapmamak basitliğinde bir çizgide yürümekten ibaretti. Kadına göre ise bu bir vazgeçmişlikti.

Kimse haksız değildi, kimse yanlış da değildi. En tuhafı da kim kaybederse kaybetsin kazananı olacak bir mücadele de değildi.

Kadın haykırdı. Susma artık dedi. Adam suskunluğunu bozdu. Ben buyum ve hatırlarsan sen de bu adamı sevmiştin dedi.

Bu cevap kadına çok dokundu. Bu an, belki de ilk ve son kez adamı anlamaya en yakın olduğu zamandı. Sadece bizim için daha iyisini istemiştim dedi kadın. Ağlamaya başladı. Yaptığın sadece beni başkasına dönüştürmeye çalışmaktı dedi adam ve gitti… Gitmek zorundaydı. Çünkü eğer kalsaydı bu sefer o sevdiği kadını değişmeye zorlamış olacak ve mutsuz edecekti. Sevmek her zaman yetmiyordu. O da gitti. Alıntı

Tülay Ygtlr, bir alıntı ekledi.
8 saat önce

Terlik sesi duyulmayan ev, ister tek göz olsun ister kırk odalı, üşür" diyordu. Kimsesiz ev üşür."

Kadından Kentler, Murathan Mungan (183)Kadından Kentler, Murathan Mungan (183)

Yazar 17 yıla yayılan altı araştırma gezisi yaparak Lasistan olarak adlandırdığı Doğu Karadeniz Bölgesi'ni bir bütün olarak anlatmaya çalışmıştır. O bölgede yaşayan insanlar hakkında gözlemledikleri, deneyimledikleri seyler ile birçok veri toplama tekniğinin kullanarak o bölgede araştırmalar yapmışlardır.

Kitabın giriş bölümünde Lazistan bölgesi'ne ait genel bilgiler verilmiştir. Verilen bilgilerden bir parça verecek olursam eğer, yazar kitabında şöyle bir alıntı yapmıştır.

"Lazlar hakkındaki stereotipler, denizle özdeşleştirilme, şiddete eğilim, şeref ve dini bağlılıklara düşkünlük, batıdaki büyük
şehirlerde emlak, inşaat ve pastacılık sektörünü de içeren iyi para getiren ekonomi alanlarında yer edinme gibi özellikleri
kapsar." (Sayfa 23)

Bu alıntıyı seçmekte ki amacım genel bir yargıdan bahsediyor olmasına rağmen benim buna pek katılmıyor olmam. Lazların
denizle uğraşmaları yanı başlarında denizin bulunmasından ve tarım için yeterli alanın bulunmamasından kaynaklanıyor.
Şiddete eğilimli olmak ise bence tamamen bulunduğu coğrafi konumundan kaynaklanan bir durum o bölgenin ağaçlarla kaplı
olması ve yabani hayvanların bulunuyor olması o bölgedeki insanların silahlanmasına yol açmıştır. Şeref ve dini bağlılıklara
düşkünlükten bahsedilmiş bu sadece o bölge için değil tüm Türkiye için geçerli bir durum yani sadece lazlara özgü bir durum
değil ancak çok düşkün oldukları bir gerçek. Batıya göç etmişlerdir batıdaki büyükşehirlerde emlak,inşaat ve postacılık sektöründe İyi para getiren alanlarda çalıştığı dile getirilmiş sadece iyi anlarda mı çalışmışlar yani kötü anlarda çalışmış
olamazlar mı! Ayrıca gelir düzeylerinin yüksek olması onları batı kentlerindeki iyi para getiren işlere yönlendirmiştir. Genel
olarak onları tanımlamaya çalışılmış ancak yeterli olduğu söylenemez.

Kitabın 'Devlet' bölümünde Türkiye Tarihinden kemalizmden bahsedilmiş bölgenin eğitim, yönetim, milliyetçilik ve bölgesel gelişimleri ele alınmıştır. Sonraki bölümlerde ise yazarın ele aldığı konular değişmektedir.

"Kızlar daha sıkı bir disiplin altında yetiştirilirken ve erkek kardeşlerine oranla daha
küçük yaşlarda ev işlerine katkıda bulunmaları beklenirken erkekler daha çok
şımartılır ve oyun oynama özgürlüğünün tadını çıkarırlar."

Bu alıntı bizim toplumsal yapı örüntümüzün bir yansıması, bu sadece Lazistan bölgesi'ne ait bir özellik değil maalesef, bu tüm Türkiye'de görülen, toplumu cinsiyetin sonuçları...

Ataerkillik bölümünde Lazistan kadınlarının sömürülmesi üzerinde durulmuş. Ataerkil bir yapı mevcut tüm Türkiye'de olduğu gibi...

Kadınlar ve erkekler arasında iş bölümü vardır. Kadınlar çay bahçelerinde ve evde çalışır. ( sömürülür ) erkekler ise kahvehanede oturur!
Bu yüzden Doğu Karadeniz'de kahvehaneler çoktur.

Arada geçen bir kaç söz çok dikkatimi çekti.

"Kadın sepettir. Boşaltıyorsun, sonra yine dolduruyorsun,"
"Kadın sepettir. Eskisini atarsın, yenisini alırsın."

Aşağılamaya bakar mısınız! Bu benzetme ile kadının ikincil konumda olduğu ve değersiz bir eşyayı nitelendigi anlamı çıkıyor.

Dinin bireysel hayatları ve toplumsal ilişkileri şekillendiren önemli bir güç olduğundan bahsedilmiş. Dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisini örneklerle açıklamıştır.

Kitabın bir yerinde geçen bir yazıda ise şunlar söylenmiş;tabi bu söylenen şeyler yazarın kendi görüşleri değil. En başından da belirtildiği gibi,yazar elde ettiği gözlemler sonucunda bu verilere ulaşmıştır.

" Bazı erkekler kadınların kirlenmesini, kadınların fiziksel ve zihinsel olarak aşağı yaratıklar olmasına bağlarlar. Ancak bazı kadınlar başka yorumlarda bulundular. Kadınların fiziksel kirlenmeye müsait oldukları için, ahlaki kirlenmeye de müsait olduklarını kabul ederler; ancak erkekleri doğaları gereği pis olarak nitelendirirler. Bir kadının kalbi temizken erkeğin kalbi her zaman pistir. Bu yüzden hiç durmadan kırk gün namaz kılan bir kadının evliya olabileceğini, normal bir erkeğinse dört yüz yıl bile namaz kılsa evliya olamayacağını söylerler. Dolayısıyla bazı kadınlar erkeklerin üstünlüğünü doğrudan sarsmadan, en azından "eşit derecede kusurlu" olduklarını ima ederler." ( Syf.258 )

Kirli ve üstün tanımları göreceli şeylerdir, kime göre ya da neye göre kirli ve üstün bu yüzden alıntıya katılmıyorum.
Allah insanın üstün bir varlık olarak yaratmış, burada cinsiyetler arası bir üstünlük söz konusu bile değil, burada önemli olan nefistir ve bizim ona ne kadar hükmettiğimizdir. Bence erkeğin kalbi pistir’deki kasıt, nefsine düşkün olmasıdır.
Kadınlar ve erkekler arasında kıyaslama yapılmış kadınların sanıldığının aksine aşağı yaratıklar olduğunu erkeklerin ise daha üstün olduklarını söylemiş. Kadınlar ise doğaları gereği pis olduklarını kabul etmişler ancak erkeklerin de onlardan aşağı kalır yanının olmadığını dile getirmişler. Her iki tarafta birbirine sorumluluk yüklemiştir. İnsanların ruhlarını cinsiyete göre yorumlayamayız, eğer yorumlarsak erkeklerin ruhlarının daha kirli oldukları gereği kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Ayrıca erkekler de kadınlar da birbirlerinin kusurlarını söyleyerek sonunda birbirlerinin eşit derecede kusurlu olduklarını ve her iki tarafında doğası gereği eksik yanlarının olduğu ve bundan dolayı üstünlük savaşı’nın gereksiz olduğunu söyleyebilirim .

Genel olarak kitabı ele alacak olursak eğer, bir araştırma yazısı olmasına rağmen sıkıcı bir kitap değil. Bu kitap sayesinde Doğu Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar hakkında genel bir kanıya vardığımı söyleyebilirim. Onları az çok tanıdım diyebilirim.

Büyük emekler sonucu yazılan bu kitabın okunmaya değer olduğunu ve okuması gerektiğini söyleyebilirim.

Şimdiden okuyan ve okumayı düşünen kitap severlere iyi okumalar dilerim. :)

Mustafa KUVA, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 117 günde · Beğendi · 7/10 puan

Harika bir kitap değil ama idealleri olan bir kişinin yarı gerçek yarı hayal gücünü ortaya koyduğu ufuk açan bir yapısı olan yer yer sıkan ama farklı açılarda sunan bir eser. Yazarı özellikle duruşuyla etkileyici bir kişilik din adamlarının genelde durağan olduğu bir yapıda sistemin çok fazla içinde ve çok fazla eleştirel yaklaşımlarla sivrilmiş ateşleyici biri. Mücadele eden adamların geride bıraktığı eserler mutlaka bir değer ifade edecektir. Finlandiya gerçekten de örnek alınabilecek bir ülke eğitimde her dönem zirvede olması ekonomisinin üretimle kuvvetli olması refah düzeyinin yüksek olması bulunduğu coğrafyaya nazaran hayret verici bir durum. Biz jeopolitik olarak ülkemizle sürekli gururlanıyoruz herkesin gözü burada diyoruz dört mevsimi yaşayan çoğu bitki türüne hayvan türüne değerli maden yataklarına sahip olan bir ülkede yaşıyoruz ama görüyoruz ki bizim zihinlerimiz çorak, fikirlerimiz değersiz, bağlarımız zayıf. Bu kadar imkana sahipken liseyi bitiren çocuk henüz bir şey üretmeden ülke için bir fidan dikmeden şartların kötülüğünden yurt dışına gitmekten bahsediyor gelin görün ki kardeşlerim insanlar kendi çabalarıyla oluşturdukları medeniyetlerine sizi boş yere ortak etmekten elbette ki kaçınacaklardır. Naçizane tavsiyem üretmek için çabalamak kendi değerlerimizi oluşturmak için istekli bir nesil oluşturmak için ortaya atılmamız gerektiğidir. İdeoloji, siyaset, vb. rant kapıları sizi kapıcı kılmaktan öteye geçirmeyecektir. Bugün Apple'ın sahip olduğu bütçe Türkiye'nin bütçesinin 80 katıysa bu bir çabanın sonucudur. Diğer bir deyişle bizim durağanlığımızın sonucudur. Bu site genelde öğretmenlere ev sahipliği yapıyor ve eğitimcinin öncelikli hedefi ülkesine faydalı üretebilecek bir nesil yetiştirmektir. Yoksa ayın 15'inde cebine giren 3000 lira için eğitimci olunmaz. Olunsa da onun adı başka bir şeydir. Son olarak : Gelecek asla pes etmeyenlerindir.

fatma aydoğdu, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Yurttaş olan erkek hep ayakta ve dimdik tasarlanırken, köle olan hep oturarak resmedilir. Bedenin açıklığı ve dikliği ile sözün açıklığı ve doğruluğu bir madalyonun iki yüzü gibidir.
Sokağa çıkmak durumunda kalan kadın, ayak bileklerine kadar kendisini örten tunikler giyerken, ev içinde de giysiler bedeni kapatıyordu.

Sokrates'ten Jakobenlere Batı'da Siyasal Düşünceler, Mehmet Ali AğaoğullarıSokrates'ten Jakobenlere Batı'da Siyasal Düşünceler, Mehmet Ali Ağaoğulları