“Gençlik hanımefendi, harikulade bir şey! Ama zamanın çok hızlı geçtiğini unutmayın.Hayatın, avucunuzda sandığınız bir kuş gibi uçup gittiğini.Ve o kuş.. Sahiden.. Harikulade! Bunu hep hatırlayın.”
Belki burası evim değildir. Hiç olmamıştır. Belki ev, bu gece gideceğim yerdir. Ev, gittiğiniz zaman, karanlıkta saklanan şeyle en sonunda yüzleştiğimiz yerdir...
Her yeni kitap babamın ruhunda kesinlikle sevinçlerin en büyüğünü yaratıyordu.
Çok çocuklu bir aile olmamıza rağmen daracık bir evde yaşıyorduk. Bu yüzden, zaten bize zar zor yeten bu evde eşya ile dolu olmayan bir karış yer yoktu. Evet, tek bir kitap koyacak yer olmayışı ev halkının alıştığı düzeni bozmuyordu gene de.
Babamın satın aldığı her yeni kitaba annemin önce, sınırlı bir mekanda yaşadığımız, sonra da, ailenin bütçesinde kısıntıya sebep olduğu için kızmasının gerekçeleri tahmin edilebilir.
Bununla birlikte, hakiki bir ev perisi olan annem, babamın edindiği yeni kitapların her birine, tıklım tıklım dolu kitaplığın dışında, daima bir yer bulabiliyordu.
Böylece annem, babamın kitaplarının görünmez bir kitaplık görevlisi kisvesine bürünüyordu. Babam kitaplığında bulunduğuna emin olmadığı bir eseri aradığında, annemin söz konusu cildi duvarlardan birinin içine yapılmış yüklükten çıkarmak için yerinden çaktırmadan kalktığı ve eksikliğini duyduğu eseri kitaplığının raflarına dalgın dalgın baka rak arayan ve bir yandan da, bu rafları düzene sokmak iste diğini düşünen babamın çalışma masasına usulca koyduğu olurdu.
Annemin, sessizliği bozarak uzaklaşan telaşsız adımları, babamı bu durumdan kurtarır ve kitabın bulunduğunu, ona fısıldıyormuş gibi haber verirdi.