Refik Halid Karay’ın Suriye’de bulunduğu yıllarda Ortadoğu üzerine yaptığı gözlemler sonucunda kaleme aldığı bu nadide eser, 1930’lu yıllarda geçmektedir. Roman, Suriye ve Irak civarında yaşayan Yezidileri konu edinir ve yazarın ikinci sürgün döneminin izlerini taşır.
Şerif Aktaş’ın da belirttiği gibi: “Eser, başlangıçta bir polisiye roman; ikinci kısımdan itibaren ise güneyde yaşayan azınlıkların hayatını anlatan sosyolojik bir roman karakterindedir.”
Yazar, romanın birinci nüshasını Mustafa Kemal Atatürk’e “Atatürk’e yürek çırpıntılarıyla” ifadesiyle imzalayarak göndermiştir. Meşrutiyet dönemi faaliyetleri nedeniyle Yüzellilikler listesine dâhil edilen ve ömrünün on altı yılını sürgünde geçiren yazar, bu jestiyle bir bakıma pişmanlığını da ifade etmiştir.
Romanda temel izlek aşktır; ancak bu aşk, siyasi bir zemin üzerinde işlenir. Eser “Denizde”, “Çölde” ve “Dağda” başlıklarıyla üç ana bölüme ayrılmıştır. Bu başlıklar, olayların geçtiği coğrafyayı ifade eder. Bölümler ayrıca “Kürtçe Konuşan Kız” ve “Seraplar Arasında Zeliha’ya Doğru” gibi alt başlıklara sahiptir.
Romanın anlatıcı karakteri Hikmet Ali; Sakarya, Dumlupınar ve Çanakkale Savaşları cephelerinde savaşmış, Atatürk’ün silah arkadaşlarından eski bir mebustur. Kendini “yeni rejimin sadık bir emektarı” olarak tanımlayan Hikmet Ali, Zeli’nin bir casus olabileceğini düşündüğü anlarda onun peşini bırakmanın “millî bir kayıtsızlık, memlekete ihanet” olacağına inanır. Bu yönüyle yazar, Hikmet Ali üzerinden Türkiye Cumhuriyeti inkılaplarını övgüyle anlatır.
Roman, Marsilya’dan Suriye’ye hareket eden Mariette-Pacha adlı gemide yolculuk eden Hikmet Ali’nin, gemide İspanyolca gazete okuyan ve yanındakiyle Kürtçe konuşan Arjantinli bir kız olan Zeli ile karşılaşmasıyla başlar. Gemi komiserinden, bu genç kadının