• Çok etkilendim. Jolene'nin yaşadıkları çok zordu. Hele bir anne olarak kızlarını bırakıp savaşa gitmesi. Eve döndüğünde hayata umutla bakan Jolene'den eser kalmıyor. Savaşta yaşadıkları, arkadaşlarını kaybetmesi özellikle de en yakın arkadaşı Tami'nin ölmesi. Jolene bacağını değil ruhunu bırakıyor o hastane odasında.
    Michale'a gelecek olursak ilk başlarda çok kızdım. Jolene geçde olsa anladı. Ama sonra Jolene' nin yanında sabırla beklemesi bir nevi gönlümü aldı.
    Michale müvekkili Keith'in davası da yaşadıkları uyum içerisindeydi. Belkide karısını daha iyi anlamasına sebep oldu.
    Yazar bütün duyguları bize çok iyi aktarmış. Betimlemeleri de çok iyiydi.
    Küçük kızı Lulu ya bayıldım. Söylemeden geçemiycem. Tam gözlerim doluyor Lulu öyle bir laf ediyor ki gülmeye başlıyorum. Çok tatlıydı.
    Büyük kızı Betsy de ilk başlarda kızacaksınız. Ergen tavırlarından dolayı.
    Kafama takılan bir durum var. O da savaşa asker eğitiyorsun her türlü donanımlı hale getiriyorsun ama savaştan dönen askerinin psikolojik sorunlarına destek olmuyorsun. Asıl mesele savaştan döndükten sonra başlıyor.
    Birde Irak mevzusu var. Rahatsız etti beni. Onun haricinde kitabı çok beğendim.
    Mutlaka okumalısınız.
  • Umut şu anda kablodan kopmuş bir asansör gibiydi. Onunla birlikte yere çarptığını hissediyordu.
  • Merhaba sevgili 1000Kitap ailesi...
    Sonunda stajımın ardından evime ve kitaplığıma kavuştum. Sabahtan beri hasret gideriyorum ve lisede okuduğum kitaplarımla vedalaşmaya çalışıyorum. Hem yerimin kısıtlı olmasından dolayı hemde okuduğum tarz artık değiştiği için aşağıda listesini vereceğim kitaplarımı satmaya karar verdim.
    Lisede okuma hızıma cep harçlığım yetişmediği için kitaplarımı evimin yakınındaki sahaftan alıyordum, bu yüzden malesef orijinal değiller. Kitaplığımı düzenli olarak kontrol edip temizlediğim için kitaplar iyi durumdalar.
    Kargo için tercihim ptt kargodan yana. İsteyenle takas yapabilirim.
    Herkese keyifli okumalar.

    --JOHN GREEN--
    Alaska'nın Peşinde
    Aynı Yıldızın Altında
    İlk Aşk
    Kağıttan Kentler

    --KRISTIN HANNAH--
    Ateşböceği Yolu
    Ateşböceğinin Şarkısı
    Evden Çok Uzakta
    Gece Yolu
    Gerçek Renkler
    Gümüş Gözyaşları
    İlkbahar Rüyası
    Kış Bahçesi
    Mucizeler Yağarken
    Sevgi Uğruna Yaptıklarımız
    Uzak Kıyılar

    --DEBBIE MACOMBER--
    Bahçemde Yeşeren Umutlar
    Bir Dilekle Başladı Her Şey
    Bir Yumak Mutluluk
    Küçük Mucizeler Dükkanı
    Sevginin Son Dileği
    Yeni Başlangıçlar Mevsimi

    --BECCA FITZPATRICK--
    Hush Hush Serisi(Fısıltı - Çığlık - Sessizlik - Final)
    Siyah Buz (Orijinal ve Ciltli)

    --SUZANNE COLLINS--
    Açlık Oyunları Serisi (Açlık Oyunları - Ateşi Yakalamak - Alaycı Kuş)

    Av - Kristin Cast P.C. Cast
    Uyanmış - Kristin Cast P.C. Cast
    Azap - Lauren Kate
    Göçebe - Stephen Meyer (Orijinal. İlk basımdan olduğu için yıpranmalar mevcut.)
    Demi Lovato - Güçlü Kal
    Ahmed Arif - Leylim Leylim (Orijinal. Yarım bırakmıştım. Kitabın durumu sıfıra yakın.)
    Obsidiyen - Jennifer L. Armentrout
    Senden Önce Ben - Jojo Moyes
    Sevgilimden Son Mektup - Jojo Moyes
  • Kamyon biraz uzakta durmuştu evden. Şoför, daha ileri gidemem bu bozuk yolda beyim, demişti. Bense çok ileri gitmiştim albayım. Evlenmeğe karar vermiştim.
  • Kitap o kadar güzeldi ki... Konu gerçekten muazzamdı. Kristin, çok duygulu, derin bir konuyla; ilişkilerde bazen zor bir döneme girilebileceğini, en güçlü insanın bile bazen kendini kaybedebileceğini ve ne olursa olsun elimizdekilerin kıymetini bilip hayata bu gözle bakabilmeyi... ve daha birçok şeyi çok güzel bir kurguyla bizlere anlatmış. Kitapta bazı yerler beni çok sarstı. Başıma gelse, diye düşündüğüm o kısa saniyeler de boğazım düğümlendi. Savaşın, insanlara nasıl yıkım getirdiğini bu kadar yakından, gerçekmiş gibi gelen bir kurguyla okumak beni derinden etkiledi.

    İyi gitmeyen evliliklerinin, görmezden geldikleri sorunlarıyla sonunda yüzleşen Michael ve Jolene, gelen bir haberle, başka bir duruma adapte olmak durumunda kalır; çünkü Jolene, tehlikeli bir savaşa gidecektir. Bu zor süreçte herkesin kendi payına düşeni yapması gerekir. Bu savaş, hayatlarında birçok şeyi değiştirirken tekrar kendilerini ve birbirlerini bulmaları içinde bir fırsattır.

    Bazı şeylerin değerini anlamak ve insanın, kendini ve hislerini tekrar sorgulaması için onları kaybetmekle karşı karşıya kalması gerekebilir. Doğru yolu bulmak ve hayata doğru pencereden bakabilmek için bazı şeyleri yaşamak ve bazı şeylerle de yüzleşmek gerekir. Bu kitapta duygu yüklü bir hikaye okurken, gerçek hayata dair dersler çıkarabilmek mümkündür.
  • Yazar: Kevser
    Hikaye Adı : Burası Dünya
    Link: #31090211
    Müzik Parçası : Dünya

    Üzerinde iki ceylanın burunlarını dokundurdukları tasvir edilmiş duvar halısının altındaki, yeri uçtan uca kaplayan minderin üzerine oturmuş, rahlesinin üzerinde bulunan ibranice bir metni duyulabilecek bir tonda okuyordu. O kadar dalmıştı ki yağdan düşmüş cızırdayan kapıyı açıp içeri girdiğimi fark etmedi bile. Yüzündeki ifadeden okuduğu şeyi yaşadığını görebiliyordum. Gözlerini sürekli kapalı tutuyor, kaşlarını kaldırıp indiriyor, ara ara dudakları büzülüyordu. Terliklerimi çıkarıp hasır halıya batsığımda dışarıdaki o bunaltıcı çöl sıcağını unuttum. İçerisi o kadar serindiki gece uyuyamadığımdan kafamı onun dizine koyup uyuma isteği uyandırdı.

    Yavaşça yanına ilerledim ve soluna oturdum. Kabartmalı yazıları sağ elinin işaret parmağıyla takip ediyor ve hiçbirini kaçırmıyordu. Bir kaç dakika sonra okumasını bırakıp bana döndü ve "Hoş geldin kızım" dedi. Elini yüzümde gezdirip hafifçe yanaklarımı okşadı. Ellerini iki yanağımda sabitledi göremesede gözlerimin içine baktı. "Uzun zaman oldu. Seni çok özledik. O olaydan sonra bir daha gelmezsin sanıyordum. Bazen dünyada olduğu unutuyorum" dedi.
    Ah! O olay, her gece beynimi kemiren ve hâlâ neden hayatta olduğumu düşündüren olay... Gözlerim dolmuştu yine, babama sarıldım sıkıca kokusunu içime çektim. Sekiz yıl olmuştu ve ben bu kadar özleme kendimi nasıl alıştırmıştım bilmiyorum. "O nerede" diye sordum. "Dışarıda deve sağıyor" dedi.

    8 yıl önce,

    11 yaşıma basacağım gün, sabah erken uyanmıştım. Henüz karanlık denebilirdi. Lavaboya abdest almaya gittim. Dönüp namazımı kılmaya başladım. Yeni başlamıştım ki dışardan bazı seslerin geldiğini duydum. Hızlıca kıldığım namazın kabul olması için duamı edip seccademi solumda duran cam sehpanın üzerine bıraktım. Sesler kesilmişti. Tekrar odama gidip uyuyacaktım ki aynı sesleri yeniden duydum. Merakıma engel olamayıp önce pencereden dinledim "şşşş sussana! Sus diyorum sana!" sesler beni biraz ürkütmüştü. Dışarı çıkıp ne olduğuna bakmak istiyordum ve isteğimi yerine getirdim bir anda kendimi onların arkasında buldum. Annem ve amcamın...

    Çığlığı bastığım gibi babam yanıma koştu. Deve sütlerini ısıtıp mayaladığımız evden ayrı yapılan küçük bir odaydı orası. Babam annem ve amcamın yayına gitti. Bir kaç dakika öylece onlara baktı. Sonra sadece suratlarına tükürmekle yetindi. Dönüp bana doğru baktı ve bir anda yere yığıldı. Koşup yanına gitmek istedim ama ben o gün üçündende nefret etmiştim. Babamın bir suçu yoktu elbette o şeytanı sevmekten başka.

    Kapıda duran ve geçen yıl çöle ulaşımımızı rahatlatsın diye babamın amcama aldığı arabaya doğru götürdüler. O gelip elimden tutu ve arabaya bindirdi benide. Yaklaşık on beş dakika sonra hastanedeydik o arada babam arabada bir kaç kez uyanıp "size ne yaptım ben!" deyip tekrar bayılmıştı. Bir kaç saat hastanede bekledikten sonra babamın doktoru olan kadın geldi ve tansiyonun fırlayıp göz sinirleri üzerinde bir şeyler yaptığını ve artık göremeyeceğini söyledi. Yeni bir çığlık daha attım ve sonrasında kendimi bir odada buldum kolumda küçük bir sızı hissediyordum. Sakinleştirici yapmış olmalıydılar.

    Bir kaç gün sonra eve döndüğümüzde artık orada nefes alamadığımı fark etmiştim. Babamın hâlâ neden o kadından boşanmak istemediğini anlayamıyordum. Beni Türkiye'ye halamın yanına gördermesini istemiştim babamdan. "Yataktan kalkınca kızım, istediğini yaparım. Ama biraz sabretmen gerekiyor" dedi. Her gece kendimi öldürmek isteği geçiyordu kafamdan ama yapamıyordum. İnsan ne olursa olsun ölmek istemiyordu. Ölmesi gerekenler ölmüyordu. Ölmemesi gerekenler de yaşamanın ne olduğuna anlam veremiyordu... Yaklaşık iki hafta kadar sabretmem gerekti ve sonrasında İzmir'deki halamın yanına gitmek için uçak biletimi almıştık. Artık onların suratını görmek zorunda kalmayacaktım.

    Bir kaç hafta sonra. İzmir de okula başlamıştım. Halam her şeyi biliyordu. 8 yıl, benim her gece ağlamalarımla ve kendimi sebepsiz yere suçlamamla geçti. Babamla telefonda sürekli konuştuklarını, halamın babama, benim gelişimim hakkında, yakın zamanda üniversitede gideceğim bölüm hakkında bilgiler verdiğini biliyordum. Geçen hafta mutfaktan su almaya kalktığımda yine babamla konuştuğunu fark ettim. Bu defa her zamankinden daha kısık bir sesle konuşuyordu. "Neeee yirmi yıldır mı? Şaka yapıyor olmalısın abi. Hayır hayır! Berre... Berre onların çocuğu olamaz!.. Hastaneye mi gittin, Neden?... Buna inanmıyorum!... Odasında o, az önce uyuyordu... Tamam bu konuyu sonra konuşalım tekrar, benim kafam çok bulandı, görüşmek üzere" dedi ve telefonu kapattı. Az sonra salona halamın yanına gittim. Arkası bana dönük bir şekilde kanepede oturmuş ve kafasını birinde telefon olan ellerinin arasına almış iç çekiyordu.

    Beni fark etti. Arkasını dönmeden. "Duydun değil mi? Her şeyi duydun!" dedi. Boğazımda bir düğüm vardı yutkunamıyordum. Bağırmak çağırmak istiyordum ama sesimi bile çıkaramadım. "Gel yanıma, otur. Seninle konuşalım biraz" dedi, yanındaki tekli koltuğa geçip oturdum. Gözlerimi dikmiş ona bakıyordum. Öyle şeyler söylemeliydi ki acılarımı dindirmeliydi. Her gece döktüğüm göz yaşlarına bu gece yenileri eklenmemeliydi. Mümkün değil! Öyle cümleler yok. Yanlışı doğruya çevirecek, olmuşu değiştirecek güç yok, yok!

    "Dünyada her gün 380.000 den fazla çocuk doğuyor, aynı gün daha bir yaşını doldurmamış 22.000 küsur çocuk ölüyor. Bazı ülkelerde kedi ve köpek maması için 600 milyar lira harcanırken her gece 2 milyar insan aç uyuyor. Türkiye'de her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor. Daha ergenliğe girmemiş kız çocukları zorla evlendiriliyor... Şimdi belki geçmiş yıllara nazaran savaşsız bir dönem geçiriyoruz ama geçmişten ders alınmadığının işaretlerini yavaştan görmeye başladık. Zamanında milyonlarca insan dersinin rengi farklı diye sömürüye uğradı, köleleştirildi. Kadınlara, Annelere, küçük kız çocuklarına, Hamilelere tecavüz edildi, şikayet etmesinler diye öldürüldüler. İnsanlar üzerinde hayvanlara bile yapılmasını kınayacağımız deneyler yapıldı. Hiçbir suçu olmayan insanlar sırf göz dağı verilmesi adına karadan kilometrelerce uzakta denize atıldı. Diri diri yakılan insanlar oldu. Gaz odalarında, kafa kırıcı, bacak parçalayıcılarla, kafalarına ısıtılmış deriler koyularak, gözlerine eritilmiş gümüş dökülererek ve daha sayamayacağımız türlü işkencelere maruz kalarak ölmeyi istediler. Bunlar sadece tek bir şey için yapıldı 'para=güç' için. Bu insanlar kafayı yemiş olmalı değil mi? Hayır öyle değil! Kötülük aslında bütün insanların içinde olan şey... Onların yerinde olduğun zaman seninde aynısını yapmayacağına asla garanti veremezsin. Burası dünya, burası kötülüklerle dolu! Burada iyiliğinde kötülüğünde âlâsını bakış açına göre bulabilirsin.

    Hala, bana bunları neden anlatıyorsun diyebilirsin şimdi... Sana anlatmadığım daha milyonlarca kötülük, vicdansızlık, haksızlık, adaletsizlik, gaddarlık, barbarlık var. Demek istediğim kendi yaşadığın sorunu dünyanın en kötü şeyiymiş gibi düşünme, evet elbette çok kötü bir durumdasın bunu anlayabiliyorum fakat daha kötüsüde olabilirdi. Bir gece uyandığında babanın sadece kafasını bulabilirdin yatağında. Ailenden hiç kimse kalmayabilirdi. Annen ve gerçek baban (amca) için bir şey diyemeceğim. Cehennem onları bekliyor buna eminim. Ama seni şimdiye kadar kendi kızı sanan babanı da bu suça ortak etmeni anlamıyorum. Onun hiçbir suçu yok. Baban çok saf ve temiz bir insan, zannetmiyorum ki dünya üzerinde ondan şikayet edebilecek tek bir canlı olsun. Babanla konuşmalısın seni çok özlüyor. Seni ne kadar sevdiğini görmüyor musun?"

    Gözlerimde şaşkınlıkla beraber göz yaşları vardı. Dünya'nın kötü bir yer olduğunu biliyordum, kendi derdimi hepsinden üstün gördüğümden bunları düşünmek bile istememiştim. Halam ne kadar da güzel söyledi "Burası dünya, burası kötülüklerle dolu!" o bunları anlatırken babamı bir daha görememek korkusu çöreklenmişti içime onu çok özlediğimi fark ettim. Bir an önce yanına varmak, üzerine sinen sigara kokusunu içime çeke çeke sarılmak istiyordum. Fakat yalnızca babama..."

    8 yıl sonra,

    Az sonra kapı tekrar cızırdadı ve O içeri girdi, beni gördü şaşkınlığını gizleyemedi. Uzun süre beni izledi. Olduğu yerde çöktü ve ellerini yüzüne kapayarak ağlamaya başladı. Babam elimi sıkı sıkı tuttu, dudaklarına götürdü. Küçük bir öpücük kondurdu.

    "Bağışla kızım, onu da bağışla ki içinde kendine yarattığın zindandan kurtul" dedi.
    Babam böyle diyince çok sevdiğim bir yazarın sözünü hatırladım. "Merak etme, en iğrenç kusurunu bile bağışlıyorum;
    Hepsini bağışlıyorum" dedim.
    "Umarım insanlar değişir ve umarım dünyadaki her şey daha güzel olur."

    İlgili müzik: Yavuz Çetin/Dünya
  • Üzerinde iki ceylanın burunlarını dokundurdukları tasvir edilmiş duvar halısının altındaki, yeri uçtan uca kaplayan minderin üzerine oturmuş, rahlesinde bulunan ibranice bir metni duyulabilecek bir tonda okuyordu. O kadar dalmıştı ki yağdan düşmüş, cızırdayan kapıyı açıp içeri girdiğimi fark etmedi bile. Yüzündeki ifadeden okuduğu şeyi yaşadığını görebiliyordum. Gözlerini sürekli kapalı tutuyor, kaşlarını kaldırıp indiriyor, ara ara dudakları büzülüyordu. Terliklerimi çıkarıp hasır halıya batsığımda dışarıdaki o bunaltıcı çöl sıcağını unuttum. İçerisi o kadar serindiki gece uyuyamadığımdan kafamı onun dizine koyup uyuma isteği uyandırdı.

    Yavaşça yanına ilerledim ve soluna oturdum. Kabartmalı yazıları sağ elinin işaret parmağıyla takip ediyor ve hiçbirini kaçırmıyordu. Bir kaç dakika sonra okumasını bırakıp bana döndü ve "Hoş geldin kızım" dedi. Elini yüzümde gezdirip hafifçe yanaklarımı okşadı. Ellerini iki yanağımda sabitledi ve göremese de gözlerimin ta içine baktı. "Uzun zaman oldu. Seni çok özledik. olaydan sonra bir daha gelmezsin sanıyordum. Bazen dünyada olduğu unutuyorum" dedi.
    Ah! O olay, her gece beynimi kemiren ve hâlâ neden hayatta olduğumu düşündüren olay... Gözlerim dolmuştu yine, babama sarıldım sıkıca, kokusunu ciğerlerine kadar çektim. Sekiz yıl olmuştu ve ben bu kadar özleme kendimi nasıl alıştırmıştım bilmiyorum. "O nerede"  diye sordum. "Dışarıda, deve sağıyor"  dedi...

    8 yıl önce,

    11 yaşıma basacağım gün, sabah çok erken uyanmıştım. Henüz karanlık denebilirdi. Bu erkencilikten faydalanıp sabah namazını kılmak için abdest almaya gittim. Namaza henüz başlamıştım ki dışardan bazı seslerin geldiğini duydum. Hızla kıldığım namazın kabul olması için duamı edip seccademi solumda duran sehpanın üzerine bıraktım. O sıra sesler kesilmişti. Odama gitmek için ara salonu yarılamıştı ki yeniden aynı sesleri duydum. Merakıma engel olamayıp önce pencereden dinledim "şşşş sussana! Sus diyorum sana!" sesler beni biraz ürkütmüştü. Dışarı çıkıp ne olduğuna bakmak istiyordum ve isteğimi yerine getirdim, bir anda kendimi onların arkasında buldum. Annem ve amcamın...

     Çığlığı bastığım gibi babam yanıma koştu. Deve sütlerini ısıtıp mayaladığımız, evden ayrı yapılan küçük bir odaydı orası. Babam annem ve amcamın yayına gitti. Bir kaç dakika öylece onlara baktı. Sonra sadece suratlarına tükürmekle yetindi. Dönüp bana doğru baktı ve bir anda yere yığıldı. Koşup yanına gitmek istedim ama ben o gün üçündende nefret etmiştim. Feci halde midemin bulandığını hatırlıyorum. Babamın bir suçu yoktu aslında, o şeytanı sevmekten başka.

    Kapıda duran ve geçen yıl çöle ulaşımımızı rahatlatsın diye babamın amcama aldığı arabaya doğru götürdüler. O gelip elimden tutu ve arabaya bindirdi benide. Yaklaşık on beş dakika sonra hastaneye vardık. O arada babam arabada bir kaç kez uyanıp "size ne yaptım ki ben!" deyip tekrar bayılmıştı. Bir kaç saat hastanede bekledikten sonra babamın doktoru olan kadın geldi ve tansiyonun fırlayıp göz sinirleri üzerinde bir şeyler yaptığını ve artık göremeyeceğini söyledi. Yeni bir çığlık daha attım, sonrasında kendimi bir odada buldum, kolumda küçük bir sızı hissediyordum. Sakinleştirici yapmış olmalıydılar.

     Bir kaç gün sonra eve döndüğümüzde artık orada nefes alamadığımı fark etmiştim. Babamın hâlâ neden o kadından boşanmak istemediğini anlayamıyordum. Beni Türkiye'ye halamın yanına gördermesini istemiştim. "Yataktan kalkınca kızım, istediğini yaparım. Ama biraz sabretmen gerekiyor" dedi. Her gece kendimi öldürmek isteği geçiyordu kafamdan ama yapamıyordum. İnsan ne olursa olsun ölmek istemiyordu. Ölmesi gerekenler ölmüyordu. Ölmemesi gerekenler de yaşamanın ne olduğuna anlam veremiyordu... Yaklaşık iki hafta kadar sabretmem gerekti ve sonrasında İzmir'deki  halamın yanına gitmek için uçak biletimi almıştık. Artık onların suratını görmek zorunda kalmayacaktım.

    Bir kaç hafta sonra. İzmir de okula başlamıştım. Halam her şeyi biliyordu. 8 yıl, benim her gece ağlamalarımla ve kendimi sebepsiz yere suçlamamla geçti. Babamla telefonda sürekli konuştuklarını, halamın babama, benim gelişimim hakkında, yakın zamanda üniversitede gideceğim bölüm hakkında bilgiler verdiğini biliyordum. Geçen hafta mutfaktan su almaya kalktığımda, az sonra feci şekilde kiminle konuştuğunu öğreneceğim bir telefon görüşmesi daha yapıyordu. Bu defa her zamankinden farklı kısık bir sesle konuşuyordu. "Neeee yirmi yıldır mı? Şaka yapıyor olmalısın abi. Hayır hayır! Berre... Onların çocuğu olamaz!.. Hastaneye mi gittin, Neden?... Buna inanmıyorum!... Odasında o, az önce uyuyordu... Tamam bu konuyu sonra konuşalım tekrar, benim kafam çok bulandı, görüşmek üzere" dedi ve telefonu kapattı. Biraz sonra salona halamın yanına gittim. Arkası bana dönük bir şekilde kanepede oturmuş ve kafasını birinde telefon olan ellerinin arasına almış iç çekiyordu.

    Beni fark etti. Arkasını dönmeden "Duydun değil mi? Her şeyi duydun!" dedi. Boğazım düğüm düğüm olmuştu yutkunamıyordum. Bağırmak çığırmak istiyordum ama sesimi bile çıkaramadım. "Gel yanıma, otur. Seninle konuşalım biraz" dedi, yanındaki tekli koltuğa geçip oturdum. Gözlerimi dikmiş ona bakıyordum. Öyle şeyler söylemeliydi ki acılarımı dindirmeliydi. Her gece döktüğüm göz yaşlarına bu gece yenileri eklenmemeliydi. Mümkün değil! Öyle bir tek cümle dahi yok. Yanlışı doğruya çevirecek, olmuşu değiştirecek güç yok, yok!

    "Dünyada her gün 380.000 den fazla çocuk doğuyor, aynı gün daha bir yaşını doldurmamış 22.000 küsur çocuk ölüyor. Bazı ülkelerde kedi ve köpek maması için 600 milyar lira harcanırken her gece 2 milyar insan aç uyuyor. Türkiye'de her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor. Daha ergenliğe girmemiş kız çocukları zorla evlendiriliyor... Şimdi belki geçmiş yıllara nazaran savaşsız bir dönem geçiriyoruz ama geçmişten ders alınmadığının işaretlerini yavaştan görmeye başladık. Zamanında milyonlarca insan derisinin rengi farklı diye sömürüye uğradı, köleleştirildi. Kadınlara, Annelere, küçük kız çocuklarına, Hamilelere tecavüz edildi, şikayet etmesinler diye öldürüldüler. İnsanlar üzerinde hayvanlara bile yapılmasını "kınayacağımız" deneyler yapıldı. Hiçbir suçu olmayan insanlar sırf göz dağı verilmesi adına karadan kilometrelerce uzakta denize atıldı. Diri diri yakılan insanlar oldu. Gaz odalarında, kafa kırıcı, bacak parçalayıcılarla, kafalarına ısıtılmış deriler koyularak, gözlerine eritilmiş gümüş dökülererek ve daha sayamayacağımız türlü işkencelere maruz kalarak ölmeyi istediler. Bunlar sadece tek bir şey için yapıldı 'para=güç' için. Bu insanlar kafayı yemiş olmalı değil mi? Hayır öyle değil! Kötülük aslında bütün insanların içinde olan şey... Onların yerinde olduğun zaman seninde aynısını yapmayacağına asla garanti veremezsin. Burası dünya, burası kötülüklerle dolu! Burada iyiliğinde kötülüğünde âlâsını bakış açına göre bulabilirsin.

    Hala, bana bunları neden anlatıyorsun diyebilirsin şimdi... Sana anlatmadığım daha milyonlarca kötülük, vicdansızlık, haksızlık, adaletsizlik, gaddarlık, barbarlık var. Demek istediğim kendi yaşadığın sorunu dünyanın en kötü şeyiymiş gibi düşünme, evet elbette çok kötü bir durumdasın bunu anlayabiliyorum fakat daha kötüsüde olabilirdi. Bir gece uyandığında babanın sadece kafasını bulabilirdin yatağında ya da bir gaz odasına kitlenmiş olabilirdi veya kafasına sıcak deri yapıştırlabilirdi. Elleri, kolları ve bacakları hiçbir uyuştutucu yapılmadan kesilebilirdi. Açlıktan fare yemek zorunda da kalabilirdi. Aynı şeyleri ve daha fazlasını sende yaşayabiliridin. Ailenden hiç kimse kalmayabilirdi. Annen ve gerçek baban (amca) için bir şey diyemeceğim. Cehennem onları bekliyor buna eminim. Ama seni şimdiye kadar kendi kızı sanan babanı da bu suça ortak etmeni anlamıyorum. Onun hiçbir suçu yok. Baban çok saf ve temiz bir insan, zannetmiyorum ki dünya üzerinde ondan şikayet edebilecek tek bir canlı olsun. Babanla konuşmalısın seni çok özlüyor. Seni ne kadar sevdiğini görmüyor musun?"

    Gözlerim şaşkınlıkla beraber, yine göz yaşlarının emrine itaat ediyordu. Kendi iç savaşımda bir ateşkese ihtiyacım vardı artık. Dünya'nın kötü bir yer olduğunu biliyordum, kendi derdimi hepsinden ayrı gördüğümden bunları düşünmek bile istememiştim. Halam ne kadar da güzel söyledi "Burası dünya, burası kötülüklerle dolu!" o bunları anlatırken babamı bir daha görememek korkusu çöreklenmişti içime onu çok özlediğimi fark ettim. Bir an önce yanına varmak, üzerine sinen sigara kokusunu içime çeke çeke sarılmak istiyordum. Fakat yalnızca babama..."

    8 yıl sonra,

    Az sonra kapı tekrar cızırdadı ve O içeri girdi, beni gördü şaşkınlığını gizleyemedi. Uzun süre beni izledi. Olduğu yerde çöktü ve ellerini yüzüne kapayarak ağlamaya başladı. Babam elimi sıkı sıkı tuttu, dudaklarına götürdü. Küçük bir öpücük kondurdu.

    "Bağışla kızım, onu da bağışla ki içinde kendini hapsettiğin zindandan kurtul" dedi.
    Bu sözler bana sevdiğim sözü hatırlattı. "Merak etme, en iğrenç kusurunu bile bağışlıyorum;
    Hepsini bağışlıyorum" dedim.
    Umarım insanlar değişir ve umarım dünyadaki her şey daha güzel olur.

    İlgili müzik: Yavuz Çetin/Dünya
    https://www.youtube.com/watch?v=H-3japrHgyM