Demek, ne dün vardı, ne yarın! Mazi bir hayal, âti bir hülya idi ve insan ömrü hep bu kısacık anlardan ve belki sadece tek bir andan ibaretti. Nitekim, ben, bundan otuz yıl evvel hayatımın bütün tadını, bütün saadetini bir şarkının devam müddetince tatmış ve en büyük acısını, en büyük felaketini de yine aynı şarkıyı dinlerken duyup çekmiştim.
Lakin, nasıl oldu bilmem, bana o kadar ters ve karışık görünen bu şartlara rağmen her şey öylesine yolunda gitti ki, ben daima olduğu gibi bu sefer de boş yere üzülmekle kaldım.
Ben, o vakit herhangi bir isyan hissine kapılmış değildim. Bu günün genç kızları bu derece yumuşak başlılığa bir mana veremezler. Bunu, belki bir nevi miskinliğe, bir nevi mizaç uyuşukluğuna hamlederler. Bilmezler ki, otuz yıl evvel evlatların alın yazısını babalar, analar çizerdi ve buna karşı gelmek kadere meydan okumak gibi imkansız bir şeydi.