Düşmanın oyununa gelip, devlete asi olmak başka şeydir; zalim sultan karşısında hakkı söylemek başka şeydir. İlkinde gâvurun oyununa gelmiş olursun; ikincisinde ise en büyük cihadı yapmış olursun.
Peki o eski kudretli günlere nasıl dönersin?
Cihatla. Cihat ikidir; biri nefisle, biri küffarla. Cihat etmeden olmaz. Bu iş böyledir. Bizler din-i mübin-i İslam’ı tatbik etmediğimizden mağlup durumdayız. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapmadığımız için bu durumdayız.
Bazen Müslümanlara mağlubiyet de verilir. Bakalım kimler bu dini bırakıp gidecek? Kimler cihat edecek, kimler cehdedecek, sabredecek? Nitekim bir ayet sonra şöyle buyruluyor:
“Allah, içinizden cihat edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan, cennete gireceğinizi mi sandınız?”
Allah-u Teâlâ hazretleri, bazen müminleri galip kıldığı gibi, bazen de kâfirleri galip eder ki, gayba iman hikmeti tahakkuk etsin; iman icbari olmasın. Anlaşılıyor değil mi? Çünkü her zaman ehl-i iman galip olsa, kesin bir ilim meydana gelecek ve herkes mecburen iman edecek.
Sure-i Muhammed’de Mevla Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah dileseydi o kâfirlerden intikamını savaş yapmadan da alırdı. Fakat sizi birbirinizle imtihan ediyor.”
Şimdi anlaşılıyor mu mesele? Allah galiptir. Allahın dini galiptir. Ama biz imtihan ediliyoruz. Bu ince meseledir. Yani Mevla Teâlâ, galibiyeti, gerek Müslüman gerekse kâfir, her iki fırka arasında devrettirmiştir. Bu noktaya dikkat etmek lazım. Nitekim sure Âl-i İmran’ın yüz kırkıncı âyet-i kerimesinde şöyle buyrulmaktadır:
“Ve tilkel eyyâmu nüdâviluhê beyne’n nâsi.” Yani biz o galibiyet günlerini insanlar arasında döndürürüz.