Aralarında bir sessizlik oldu. Tully sigarasını bitirip söndürdü. O ve Kate o kadar farklıydı ki, ay ışığında yıkanan bu karanlık arazi gibi tezatlarla doluydular. Ama onunla konuşmak o kadar kolaydı ki. Tully neredeyse gülümsediğini fark etti, hem de hayatının en kötü gecesinde. Bunun bir anlamı olmalıydı.
Tully gözlerini silip sigarasından bir nefes daha çekti. "Neden bana bu kadar iyi davranıyorsun?"
"Yalnız görünüyorsun. İnan bana, bu duyguyu çok iyi biliyorum."
Bazen, eğer yeterince uzun süre gözlerini ayırmadan gökyüzüne bakarsan, gökyüzünden etrafına ateş böceği gibi küçük beyaz noktaların düştüğüne yemin edebilirsin.
Ama her şey çok çabuk değişiyordu. Artık bunu anlamıştı. Bir at bir gecede yaşlanıp sakatlanabilirdi. Bir arkadaş da aynı hızda bir yabancıya dönüşebilirdi.
Yine de kimi günlerde hala biraz... yalnız sayılmaz ama... şey hissediyordu... başı boş, belki. Sanki çevresindeki herkes yeri yurdu belli olan insanlardı.