Yaşadığım anları o an yaşıyormuş gibi hissetmezdim kendimi. Sanki uzaktan o ânı seyrediyormuş gibi hissederdim. Gövdem tıpkı bir başkasının gövdesi gibi bir tiyatro sahnesinde şimdiyi yaşarken, ben biraz uzaktan kendimi ve Füsun'u seyrederdim. Gövdem sanki bugündeydi, ruhum ise uzaklardan ona bakıyordu. Yaşadığım şu an, hatırladığım bir şeydi.
Çukurcuma'daki evde yediğimiz akşam yemeklerinde, çok sık olmasa da düzenli aralıklarla kapıldığım bir duyguya, filme rağmen ya da film yüzünden kapılmıştım. Tıpkı gittikçe daralan bir odadan çıkamamak gibi boğucu bir rüyadan çıkamamak duygusuydu bu. Zaman sanki gittikçe daralan bir şey olmuştu.