Kendi yazdıklarının haricinde, Woolf'u tanıyanların yazdıkları da onu sınıf ortamında hayal etmeme çok yardımcı oldu. Yakınlarının ve arkadaşlarının anlattıklarından oluşan iki ciltlik eser sayesinde onun karakteri ve hayatı hakkında inanılmaz detaylara ulaştım. Woolf'un çok nefis ekmek pişirdiğini, evinin dergi ve kitap yığınlarından geçilmediğini, Çim Bowling’i oynamayı sevdiğini, kaliteli kahve içtiğini, yemeklerini metal işlemeli mor tabaklarda yediğini bilmek kimin hoşuna gitmez ki? Bu anıları okudukça popüler kültürün dayattığı “deliliğin sınırlarında sendeleyen nevrotik deha” portresinin çok da gerçek olmadığını görüyoruz. Dostlarının hatırladığı Virginia Woolf, kontrolsüz ve gürültülü bir kahkahaya sahip, eğlenceli, bir o kadar da komik biriydi. Çocuklarla arası çok iyiydi, onlara akıl almaz hikâyeler anlatırdı. Yazar adayları onu, genç yazarlara ulaşmayı, onları cesaretlendirmeyi ve kitaplarını basmayı misyon edinen ve asla şöhret peşinde koşmayan, ünlü bir yazar olarak hatırlarlar. Hatırladıkları Virginia Woolf, onları gösterişten uzaklığı, hayal gücü ve
entelektüelliği ile etkilemişti. Ama onu en iyi tanıyanlar, en çok bitmek bilmeyen neşesiyle hatırlıyorlardı.