Evincebioglu

Evincebioglu
@evintturgut
İnstagram: evincebioglu
8/10
·152 syf.··
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 09:44
Arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldım bu eseri. İsmi çok sıcak hissettirdi. Tamam dedim bu benim mahalle kültürümden hikayeler anlatacak bana ve tam da öyle oldu. Aslında üzerine uzun uzun yazamam ama şöyle söyleyeyim bu kitap; arka sokakların, sıradan insanların o sessiz ama derin hikayelerini gün yüzüne çıkarıyor. Kitabı okurken bazen tebessüm ettim, bazen de ince bir hüzün çöktü içime ama her hikaye beni bir yerimden yakalamayı başardı. Geçmişin naftalin kokulu anlarına, tutunmaya çalışan hayatlara dair sahici bir kitap bu. Kısa ama etkili öyküler okumayı seven herkese canıgönülden tavsiye ediyorum. Özellikle "bizden" hikayeler arıyorsanız, bu kitabı es geçmeyin. En sevdiğim öykü: "çok sıkılır arkadaşı ölen çocuklar" oldu.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor EvdeMahir Ünsal Eriş · Doğan Kitap · 20253,494 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu kitap beni çok yorduuu
Puan vermedi·160 syf.··
2026 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 12:57
Bu kitaba tam 3 kez başlayıp bıraktığımı itiraf ederek başlamak istiyorum. Bu roman benim için tam anlamıyla bir sabır sınavı oldu. :) Kitap aslında fiziksel olarak oldukça ince görünüyor incecik bir iki günde okurum diye düşünebilirsin ama kapağını her açtığımda o incecik sayfaların altında ezildiğimi hissettim resmen.Okuduğum en zor kitaplardan biriydi diyebilirim. Kitap kötü olduğundan mı hayır! Hamsun’un kaleminde gerçekten tarif etmesi güç bir şey var; hem inanılmaz derecede güçlü hem de insanı ruhsal olarak bir o kadar yoran bir tarz bu, bilmiyorum anlatabildim mi? Yazar o kadar çıplak, o kadar doğrudan anlatıyor ki sefaleti, o buhranın içinden çıkıp kitabın dünyasına girmek bir mesele, içinden sağ salim çıkmak ayrı bir mesele haline geliyor. Ana karakterin o gururu ile çaresizliği arasındaki git-gelleri okurken, insanın temel ihtiyaçları karşılanmadığında aklının ve onurunun nasıl birer yük haline geldiğini iliklerime kadar hissettim. Bazen karakterin yaptıklarına kızdım, bazen onun adına utandım, bazen de sadece o yorgunluğun içine gömüldüm. Kitap bittiğinde geriye muazzam bir edebi tat kalıyor ama oraya varana kadar geçtiğim yol beni gerçekten hırpaladı. Sanırım Hamsun’un ustalığı da burada; seni sadece bir hikayeye ortak etmiyor, o açlığın ve modern insanın yabancılaşmasının ağırlığını bizzat senin omuzlarına bindiriyor. Bitirdiğimde derin bir nefes aldım ama o yorgunluk hissi daha uzun süre benimle kalacak gibi görünüyor. Yine de her şeyiyle harika bir eser.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Oruç aruoba farkı!
Puan vermedi·224 syf.··
2026 19. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 20:39
Oruç Aruoba’nın Yürüme’sini okumak, benim için bir kitaba başlamaktan ziyade kendi içime doğru bir yolculuğa çıkmak gibiydi. Tıpkı "De ki işte" eserinde olduğu gibi Aruoba’nın o kendine has, sanki her kelimeyi bir kuyumcu titizliğiyle yerleştirdiği üslubu beni zaman zaman yorsa ve kendimi aptal gibi hissetmemi sağlasa da yürümek eyleminin sadece bir fiziksel hareket değil, bir düşünme biçimi olduğunu anladım. Kitabı elimden bıraktığımda şunu düşündüm: Biz aslında bir yere varmak için değil, durduğumuz yerin ağırlığından kurtulmak için yürüyoruz. Aruoba, "Yürümek, kişinin kendi boşluğuyla karşılaşmasıdır," derken sanki tam kalbimdeki o isimsiz sıkıntıya parmak basmış. Bir yere gitme telaşından kurtulup sadece o adım atma anına odaklandığımda, insanın en çok da kendinden uzağa gitmek istediğini, ama her adımda yine kendisine döndüğünü gördüm. Eğer hayatı sadece bir durak ve sonuç odaklı yaşıyorsak, yürümek bizim için sadece bir araçtır. Ama Aruoba’nın penceresinden bakınca, yürümek bir yaşam felsefesi haline geliyor. Kendi iç sesimi dinlemem için bana sessiz bir alan açtı bu kitap. Karmaşadan uzak, duru ama bir o kadar da derin. (Bazen de anlamakta zorlandığım) Kısacası, kendimi bulmak (veya belki de kaybetmek) istediğim anlarda dönüp tekrar tekrar okuyacağım bir başucu eseri oldu benim için gönülden tavsiyedir.
YürümeOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20192,726 okunma
Ben hayatın mağduruyum rolü
Puan vermedi·504 syf.··
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 10:30
Nermin Yıldırım’ın Unutma Beni Apartmanı’nı bitirdiğimde zihnimde çok karmaşık duygular uyandı ama dürüst olmam gerekirse bu duyguların bir kısmı maalesef hayal kırıklığıydı. Kitapta Süreyya adında, aslında kendi hayatının bile başrolü olamamış bir kadınla tanışıyoruz. Başkaları için yazan bir "gölge yazar" olması, aslında onun ruh halinin tam bir yansıması gibi; hep birilerinin gölgesinde, hep bir gizli bölmede yaşıyor. Süreyya’nın o köksüzlük hali, hiçbir yere ait hissedememesi aslında çok tanıdık bir tema. Babaannesi öldüğünde onu bu kadar çabuk unutabilmesi, aslında bağ kurmaktan ne kadar korktuğunu gösteriyor. Ama benim için asıl mesele annelik ve güven kısmında düğümlendi. Annesi tarafından küçükken terk edilen bir kadının, güven duygusunu tamamen yitirmesini anlıyorum. Kendi anne olduğunda da bu boşluğu dolduramıyor çünkü anne olmayı gerçekten istediği için değil, Marcel’e duyduğu o devasa aşk yüzünden, onun parçası olan bir bebeği doğurmak istiyor. Süreyya’nın psikolojisi tam bir "kaç ya da bağlan" savaşı. "O beni terk etmeden ben onu terk edeyim de canım yanmasın" mantığı aslında ne kadar yaralı olduğunun kanıtı. Yazarın anneliğin içgüdüsel olmadığını, bir hazırlık gerektirdiğini ve sevgi görmeyenin sevgi veremeyeceğini vurgulamasını klişe buldum. Ama kitapta geçen; "Ortada ufacık bir bebek vardı ama ben kocaman bir anne değildim cümlesi beni çok etkiledi. Süreyya’nın yıllar sonra annesini anlayıp içindeki anneyi iyileştirmeye çalışması, kendi sonunu değiştirmek için o gücü bulması kitabın en umut verici kısmıydı belki de. Fakat tüm bunlara rağmen, Süreyya karakteriyle bir türlü tam anlamıyla bağ kuramadım. Onun o içine sığındığı bitmek bilmeyen buhran, o "tutunamayan kadın" rolü bana çok geçmedi. Evet, annesi onu terk etmiş, büyük bir travma yaşamış ama bu
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,1bin okunma
Puan vermedi·199 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 12:25
Paylaştığım zaman çok güzel yorumlar aldığım bir eserdi "Bir Kadının Penceresinden" arka kapak yazısını okuduğumda heyecanlanmıştım. Yasak aşk okumayı daha doğrusu insanı yasak aşka sürükleyen ruh halini okumayı ve bunun üzerine analiz yapmaya bayılırım. Aldatanı, aldatılanı sürekli karşılaştırır karakterleri tabiri caizse lime lime ederim. En derine inmeye hatta anlamaya çalışırım. Ama gelin görün ki bu eserde o istediğim tadı alamadım. Öncelikle yazarımızdan bahsetmek istiyorum biraz. Oktay Rifat, Türk şiirini sokağa indiren Garip akımının öncülerinden biri olmasının yanı sıra, kendini sürekli yenileyen çok yönlü bir edebiyat devi. Şairliğinin ötesinde titiz bir romancı ve oyun yazarı. İlk kez bir romanını okuyorum ve üzülerek beklentimin altında kaldığını söyleyeceğim. 1975 yılında yayımlanan bu roman, aslında oldukça dar bir zaman dilimine ve kapalı bir mekana odaklanmış. Hikaye, 1970'li yılların Türkiye’sinde, siyasi gerilimlerin ve toplumsal değişimlerin gölgesinde geçiyor. Filiz orta sınıfa mensup, evli ve çocuklu bir kadın. Kitapta Filiz'in genç bir devrimci ile yaşadığı yasak aşkı okurken aslında bir kadının iç dünyasını, evliliğini, özgürlük arayışını ve dönemin siyasi atmosferini bir "pencereden" izler gibi okuyoruz. Ancak bu eser öyle herkesin bir çırpıda okuyacağı türden bir macera romanı değil. Hatta bazı yerlerde temposu o kadar düşüyor ki, Filiz'in o durağan hayatı sizi de biraz boğabiliyor. Ama bence yazarın asıl başarısı tam olarak bu "boğulma hissini" okuyucuya geçirebilmesi. Şaşırdığım noktalar da oldu. Örneğin; 1970'lerde bir erkek yazarın, bir kadının cinsel arzularını, hayal kırıklıklarını ve ev içindeki o görünmez emeğini bu kadar incelikli yazması takdire şayan. Bazen "Acaba Oktay Rifat gerçekten bir kadının zihnini mi okudu?" diye sormadan
Bir Kadının PenceresindenOktay Rifat · Yapı Kredi Yayınları · 20191,005 okunma