Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi.
Edebiyat
Geceye...
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere Her gece ışığını ruhumdan alacaksın Aldanma gururunu okşayan çiçeklere En güzel güllerini ruhumla alacaksın Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yola çıktım Mardin'e, Düştüm senin derdine. Gözümde bir damla yaş, Sürgün ettin yurduna. ​Gecesi gerdanlık derler, Gündüzü seyranlık eyler. Seni benden alanlar, Bilmem ki neye güvenirler? ​Eski evler, dar sokak, Yüreğimde bir bıçak. Güneş ovaya doğar, Benim dünyam kapkara. ​Mezopotamya şahit olsun, Gönlüm seninle dolsun. Mardin’in taş duvarı, Feryadıma yoldaş olsun. Yunus Talha
kalbinin üzerine dayadığı silahla intihar etmiş. odasının perdeleri sonuna dek açıkken. son gösterisini birilerine izletmek istedi belki, bilinmez. amacına ulaşmış. karşı evden genç bir adam görmüş ölümünü. tetiği çekmesiyle nasıl kırmızı bir mürekkep lekesine dönüştüğünü anlatmış çağırdığı polislere. evler birbirine o denli yakın. bir o kadar uzak. şeref bey'in intikamını yine şeref bey mi almış yani? günahkârlar da beyazlar giyinip gidiyormuş oraya. zalimle mazlumu ne ayırıyor o zaman ölümün karşısında?
Filistin, asırlar boyunca peygamberlerin iz bıraktığı, medeniyetlerin kavşak noktasında yükselen mübarek bir belde olmuştur. Lâkin bu aziz topraklar, tarih boyunca nice istilalara, nice zulümlere ve nice gözyaşlarına da şahitlik etmiştir. Bilhassa 1948’den sonra başlayan işgal, hicret ve mahrumiyet yılları; milyonlarca Filistinlinin yüreğinde silinmez yaralar açmıştır. Evler yıkılmış, yurtlar terk edilmeye zorlanmış, nesiller sürgünün ve hasretin gölgesinde büyümüştür. Ancak bütün bu acılara rağmen Filistin halkı, toprağına, kimliğine ve inancına sımsıkı sarılmaktan vazgeçmemiştir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın gölgesinde yaşananlar, yalnızca bir toprak meselesi değildir; aynı zamanda bir haysiyet, bir tarih ve bir iman meselesidir. Yıllar boyunca süren savaşlar, kuşatmalar ve türlü baskılar, Filistin halkını yıldırmak yerine sabrını ve dirayetini daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü onlar bilirler ki zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün, hakikat güneşi bir gün mutlaka doğacaktır. Bugün Filistin’de çocuklar korkunun gölgesinde büyüyor, anneler evlatları için endişeyle dua ediyor, yaşlılar ise bir ömürdür hasret kaldıkları huzuru bekliyor. Fakat bütün bunlara rağmen Filistin halkı, imanını, vakarını ve ümidini muhafaza etmeye devam etmektedir. Onların hikâyesi yalnızca bir mazlumiyet destanı değil; aynı zamanda sabrın, direnişin ve adalet uğruna verilen mücadelenin destanıdır. Filistin’in davası, yalnızca bir milletin davası değil; vicdan sahibi her insanın omuzlarında taşıması gereken bir emanet meselesidir. Zira zulüm karşısında sessiz kalmak, mazlumun feryadını duymamak demektir. Tarih şahittir ki hak er ya da geç galip gelir; geriye ise zalimlerin değil, sabredenlerin ve hakkı haykıranların izleri kalır.
Filistin
vardım ki seni sevdim, seni sevdim evler arasından bir evdin..🌙
1000Kitap