Ahmet Ümit'in kaleminden çıkan Beyoğlu Rapsodisi, sadece bir polisiye roman olmanın ötesinde, Beyoğlu'nun çok katmanlı, hem görkemli hem de kirli atmosferine yazılmış bir methiye gibi.
Kitap, çocuklukları Beyoğlu'nda geçmiş üç yakın arkadaşın (Selim, Kenan, Nihat) orta yaş bunalımlarını, dostluklarının dinamiklerini ve Kenan'ın ölümsüzlük arayışıyla başlayan gizemli olaylar zincirini konu alıyor.
İlk yarısı biraz durağan ve daha çok Beyoğlu'nun tarihi ve mekân betimlemelerine odaklanmış olsa da, bu durum romanın atmosferini güçlendiriyor. Ancak ikinci yarıdan itibaren tempo hızlanıyor ve gerçek bir polisiye gerilime dönüşüyor. Yazar, okuyucuyu cinayetlerin ve geçmiş sırların peşine düşürürken, İstanbul'un bu ikonik semtinin her köşesini gezdiriyor.
En çarpıcı yönü ise sonu. Agatha Christie'nin klasik bir tekniğini andıran şekilde, olayları birinci ağızdan anlatan ana karakterin kimliğiyle ilgili "Vay be!" dedirten bir ters köşe yapılıyor. Bu şaşırtmacalı final, tüm kurguyu yeniden düşünmenize neden oluyor.
Polisiye severlere ve İstanbul'un karmaşık ruhunu merak edenlere kesinlikle tavsiye ederim. Sadece sonu için bile okunmaya değer bir eser! Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit