Kara bir deliğin içine düşmüştüm, emilip yutulmak, sonra yeniden dünyaya dönmek istiyordum. Ölmek ve tertemiz dirilmek. O zaman belleksiz, boş, aynı zamanda çelik gibi sertleşmiş olacaktım ve hiçbir şey yokmuş gibi ayağa kalkıp üstümdeki tozu silkerek yürüyüp gidecektim.
Ötedeki göl, kasaba kahvelerinin camlarına vuran yağmur, rüzgârın telli kavak, kestane ve çamlar arasındaki uğultusu, kuşların gökyüzünde daireler çizdiği akşam saatleri, hiçbir şey sevindirmiyordu beni artık, şaşırtmıyor, başka bir duyguya götürmüyordu.