Her şeyin, ilk istek ve renklerin bolluğundan sonra yavaş yavaş bir yok oluşla hüzün ve kedere, kasvet ve karanlığa gidişi onu damla damla öldüren bir uyuşturucu gibi geliyor ve kendi buna kurban olduktan sonra bunun sadece kendisi için olmayıp böyle umumi bir kanun olduğunu görmekten acı bir teselli buluyor, garip bir keder sarhoşluğuyla kalıyordu.
Her hayatta olduğu gibi saadet rengini muhafaza eden bir saadetsizlik kurbanı olduğunu, hayatının artık fark edilen bu yarasıyla geçeceğini pek acı acı görüyordu.
"Halbuki..." diyordu, evet, bilirdi ki ona sükûnet ve şiir ne kadar lazımsa ruhunda fırtınaya, karanlığa, gizeme de öyle derin bir istek vardı. Bu suskunluk zamanlarından sonra gök gürültüsü ve şimşeğe, öfkelenmeye ve kedere de muhtaç olacağını bildiği için başını eğerek, “Halbuki..." diyordu.