Sabahattin Ali okuduğum üçüncü kitabı ve bu da diğerleri gibi beni çok etkiledi. Yusuf’un hikâyesi daha çocuk yaşta yaşadığı travmatik bir olayla başlıyor ve aslında bütün roman boyunca onun bu kırılma noktasından sonra hayata nasıl tutunmaya çalıştığını okuyoruz.
Kuyucak kasabasına getirilişiyle birlikte Yusuf’un hem yabancılığı hem de içe kapanıklığı daha belirgin hale geliyor. Yusuf'un yalnızlığını okurken kendi yalnızlığımı görür gibi oldum bazen. İnsanlara kolay güvenemeyen, içine kapanık ama aynı zamanda haksızlığa karşı sessiz kalamayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor Yusuf. Olaylar ilerledikçe kasabadaki düzen, insanların çıkar ilişkileri ve güç dengeleri Yusuf’un hayatını şekillendirmeye başlıyor.
Kitapta en dikkat çeken şeylerden biri, aslında çok büyük olaylar anlatılmasa bile karakterlerin yaşadığı duyguların çok güçlü bir şekilde hissettirilmesi. Yusuf’un yalnızlığı, öfkesi ve içindeki adalet duygusu çok sade bir dille veriliyor ama bu sadelik hikâyeyi daha etkileyici yapıyor. Sabahattin Ali’nin dili akıcı ve yalın olduğu için kitap kendini kolay okutuyor. Köy yaşamını okurken kendimi orada hissettim diyebilirim.
Okurken insan şunu fark ediyor; bazen insanın karakteri, içinde bulunduğu ortamla sürekli sınanıyor. Yusuf’un da hayatı boyunca verdiği mücadele tam olarak bu sınanma hali gibi geliyor. Bazı yerlerde insan onun adına üzülüyor, bazı yerlerde ise onun sessiz duruşuna hayran kalıyor. Yusuf'un ansızın değişen hallerini okurken acaba ne yapacak diye düşünmeden edemedim.
Kuyucaklı Yusuf, sadece bir hikâye değil; aynı zamanda insanın yalnızlığı, adalet arayışı ve hayata karşı duruşu üzerine düşündüren çok güçlü bir roman.
Kitap puanlaması 9/10