Farkındalık dedikleri o ilk günden beri,
Bulamadım hayatın içindeki o gizli yeri.
Teoride yüce anlamlar, pratikte koca bir boşluk,
Ruhumda dinmeyen, o bitmek bilmez yorgunluk.
Bahar yeni gelmişti, karlar erimiş bahçede,
Babamla amcam yine o eski, kirli bilmecede.
Eskilerden kalma bir hınç, bitmeyen bir küslük,
Bir karış toprak için kalplere çökmüş bir körlük.
Ben yirmi beş metre yukarıda, göğe daha yakın,
Onlar aşağıda birbirine "cahillik" kadar yakın.
Baktım aşağıya; bir fide, bir kazma toprak derdi,
Bu anlamsız döngü ruhuma son darbeyi verdi.
"Eğer sonum böyle olacaksa," dedim, "bu hırsla,"
"Vazgeçtim bu kavgadan, bu dünyadan, bu yasla."
Fırlattım testereyi, seçtim düşeceğim boşluğu,
İstedim ki son bulsun bu hayatın sahte sarhoşluğu.
Bıraktım kendimi; on beş metre süzüldü gövdem,
Tam bitti derken, bir mucize mi yoksa yeni bir matem?
Kemerim takıldı bir çıkıntıya, hırkam tuttu beni,
Ölüm bile kabul etmedi o an bu yorgun teni.
Sırtımda derin sızılar, göğsümde ağır bir baskı,
Kendi hayatımda bir "askı" oldum, garip bir yankı.
Babam seslendi aşağıdan, görmedi ruhumun yarasını:
"Niye erken indin?" dedi, sormadı o ölümün karasını.