Zevkle okunurken hızlıca akıp geçen bu eser, okuru tarihe, aşka ve insanın varoluşuna tanık olmaya davet ediyor. Zamanlar arası geçişlerle, kendi çağımıza hâkim olan düşüncelere ve zihniyetlere karşı eleştirel bir bakış sunarken, her sistemin kendi evlatlarını nasıl yediğini açıkça gösteriyor. Tarihin koşullarına göre makul görülen uygulamaların, karşı tarafın evlatları tarafından tekrarlandığını; insani düşüncelerin hâkim olmasını isteyen aktivistlerin ve düşünürlerin bir bir öldürüldüğünü yalın bir şekilde ortaya koyuyor.
Fransız Devrimi’ne atfen yazılmış olsa da, aslında geçmişten bugüne devrim uğruna çaba sarf eden bütün ülkelerin akıbetini anlatıyor. Bu yönüyle Anatole France’ın eseri, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda bir tarih dersi niteliğinde.
Kitapta çok sayıda bilinmeyen isim yer almasına rağmen sürükleyiciliğini asla kaybetmiyor. Okur hem tarihe hem aşka şahit oluyor. “Bugünün kahramanının yarının adisi olmayacağının garantisi yoktur” düşüncesini güçlü bir şekilde işleyen eser, insanı yüreğiyle yargılamaya davet ediyor.
Yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş olması şaşırtıcı değil. Sonunu tahmin ederken bile okuru şaşırtmayı başaran bu eser, terör dönemini pratikte anlatırken, teoride insanoğlunun yapısını ve varoluşumuzdaki şiddeti gözler önüne seriyor. Bu nedenle yalnızca Fransız İhtilali’ni ve terör havasını anlamak isteyenler değil, insanı ve onun doğasını kavramak isteyenler için de okunması gereken bir kitap.
Her ne kadar günümüzde diğer yazarlar kadar tanınmasa da, Anatole France yazdığı eserle geçmişle günümüz arasında köprü kuruyor. Okuru bir zaman makinesiyle seyahate çıkarır gibi tarihin ve insanlığın derinliklerine götürüyor. Bu rüya, bu tarih ve bu eser, yazarın unutulmaması için yeterli ve fazlasıyla değerli bir miras
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çalışma arkadaşları da çoğunlukla onun gibi düşünüyorlardı. Bunlar özellikle basit kimselerdi. Yöntemle ilgili kurallar ortadan kalkınca rahatlayıverdiler. Adaletin kısa yoldan yerine getirilmesi onları memnun etmişti. Artık bu hızlı yürüyüşte onların hızlarını kesecek hiçbir engel kalmamıştı. Sanıkların düşüncelerini araştırmakla yetiniyorlardı. Bir insanın onlardan daha farklı düşündüğü hâlde yine de iyi, suçsuz bir insan olabilecegini kabul edemiyorlard. Dogrulugun, bilgeliğin ve en yüce iyiliğin kendilerinde olduklarına inandıklarından, başkalarına yanılgı ve kötülükten özge bir şey yakıştı-ramıyorlardı. Kendilerini güçlü bulup Tanrı'yı görüyorlardı.
Evet, bu Devrim Mahkemesinin jüri üyeleri, Tanrı'yı görüyorlardı. Maksimilien'in tanıtmış olduğu Yüce Varlık onlan alevleriyle kaplamıştı; seviyordular, inanıyordular.
Devrim yargıçları, uzun uzun sanıkla ilgili olasılıklarla uğraşarak zaman yitirecek örümcek kafalı eski yargıçlara benzememeliydi.
Onlar yurtsever bir coşku ile her şeyi aniden kavrayabilen devrimcilerdi. Birey özgürlükleri, kişilere sağlanan haklar yitip gitsin, önemsizdi. Yurtsever bir yüreğin atışları her şeyi kurtarırdı. Doğaya bakındı, aldanmak bilmeyen iyi yürekli ananın itişlerine uymak gerekmekteydi. Doğa asla yanılmıyordu. Kişi yüreğiyle yargılamalıydı.