"Yargıçların önüne çıktığımda görecekler. Karanlık kafalarını ışığa boğacağım." diyordu.
Bir gün, bir hayli kabarmış olan savunmasına memnun memnun bir göz atıp, yargıçları şaşkına çevireceğini düşünerek kendi kendine şöyle söylendi.
"Onların yerinde olmak istemezdim."
Alın yazılarının bu zindanda birleştirdiği mahpuslar ya kralcı ya da federalisttiler: Aralarında bir de Jacobin vardı.
Devlet yönetimi konusunda her biri kendi kanısını söylüyor, tartışıyorlardı, ama hiçbirisinin dinle ilişkisi yoktu. Feuillant'da, anayasacılar da, Girondin de, Brotteaux gibi, Tanrı'ya inancı kendileri için pek kötü bir şey, halk içinse çok iyi bir şey saymaktaydılar. Jacobin'ler Jacobinliği gökten yere indirmek için, Yahova'nın yerine bir Jacobin tanrı koyuyorlardı; birbirlerini vahiy üzerine kurulmuş bir dine inanacak kadar aptal saymıyorlardı. Peder Longuemare'ı da aklından noksan bir kimse olarak görmedikleri için, onun düzenbaz olduğu yargısına vardılar. Ama o, kendini bir din kurbanı olmaya hazırladığı için, her firsatta Tanrı'ya olan inancını belirtiyor ve bu konuda ne kadar açık yürekli davranırsa, ötekiler de o denli ondan işkillendiler.
Brotteaux, bu din adamının inançlarında samimi olduğuna inandırmaya boşuna çalıştı. Aslında, ötekilerin Brotteaux'ya iyi gözle baktıkları yoktu. Düşünceleri çok tuhaftı, insana uydurma gibi geliyor, bu yüzden de kimseyi kanıktırmıyordu. Jen-Jacque'den beş para etmez alçağın biri diye söz ediyor, buna karşılık Voltaire'i, sevimli Helvetius, Diderot, baron d'Holbach'la bir tutmamakla birlikte tanrısal kişiler sırasına koyuyordu. Ona göre çağın en büyük insanı Boulanger idi. Astronom Lalande ve "Burçların Kökeni Üzerine İnceleme" adlı yapıtın yazarı Dupuis'yi de çok beğeniyordu.
Koğuştakilerin bazıları Brotteaux'ya sık sık takılıyorlardı, ama