Kitabın öyle sıcak bir anlatımı var ki o döneme gidip, Viyana’da Cafe Landtmann’da Freud’la kahve içtim. Sohbet ettim. Dinledim. Bir sürü şeyden bahsettik. Breuer’den, Charcot’tan, Brücke’den, Flies’ten; 5 kız kardeşinden Alexander’dan, sevgili Martha’sından çocuklarından bahsettik. Purosunu da tüttürdü tabii. Anlattı, çok anlattı.. Cesaretini, dönemin inanışlarına rağmen fikirlerinin arkasında nasıl durduğunu konuştuk. Psikanalizi, meşhur divanını anlattı uzun uzun. Ağzımda o anıların tadı, Freud’un derinliği; kulağımda Viyana sokaklarındaki yağmurun sesi ile kendi dünyama geri döndüm. Yürekten tavsiye ediyorum.