BU KİTABI OKUDUKTAN SONRA BENİM İÇİN “AK DAHA AK, KARA DAHA KARA” OLDU!
Daha iki gün önce günübirlik bir gezi için İstanbul’a gitmiştim.Önceden ismini duyduğum bu kitabı İstiklâl’de bir kitapçıdan aldım, bana İstanbul hatırası olarak kalması dileğiyle.
Dönüş yolunda, şehrin göbeğinde, kalabalık bir yolun kenarında, yürümemesi gereken bir yerde arabalardan ve hiçbir şeyden korkmayarak yürüyen, üstü başı dağınık, kir içinde olan, mutsuz, umutsuz, yaralı, sessizliği çığlık olan genç bir kadın gördüm.Öyle hisler uyandırdı ki içimde, anlatamam. Genç kadın tüm dünyadan hatta evrenden vazgeçmiş görünüyordu.Biraz ilerledikten sonra kadını göremez oldum.Her yeri taradım gözlerimle ama onu göremedim bir daha.Belki birisi arabasına aldı onu ya da...
Beni kitabı almaya iten güç belki de deneyimleyeceğim bu olaydı diye düşünmeden edemiyorum. Firdevs’in de dediği gibi “Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.” diyen bir kadındı o kadın belki de. Bir çift göz yani ben gördüm onu ama gözümde tutamadım onu,
eline dokunamadım, neler yaşadığını öğrenemedim, ona yoldaş olamadım.
‘Bir erkeğe, evliliğe ya da aşka bağlanmadan yaşayan özgür bir kadın’ da olabilirdi o genç kadın, ‘aslında fahişe olmayan ama çocukluğundan beri babası, amcası, kocası tarafından fahişe olmaya zorlanan bir kadın’ da...
“BİR KADININ HAYATI GERÇEKTEN ACINACAK BİR HAYATTIR.” diyor satırlar arasındaki bir cümle.
Ve yine göz kırpıyor, daha sonra yüreğime bir bıçak gibi saplanıyor satırların arasındaki bir diğer cümle ise: “BÜTÜN KADINLAR, ÖYLE YA DA BÖYLE, FAHİŞEYDİLER. BEN AKILLI OLDUĞUMDAN, KÖLE EŞ OLMAK YERİNE ÖZGÜR BİR FAHİŞE OLMAYI YEĞLEMİŞTİM.”
Tüm insanlığın okuması gereken, tartışmaya, irdelemeye, insanı saatlerce üzerinde konuşmaya, sayfalarca üzerine yazı yazmaya iten