Çok seversiniz, nedenini açıklayamazsınız,
Bu kitabı öyle sevdim ve "özel" serimin baş köşesine koydum.
İçerikle ilgili çok şey söylenmiş, konusunu tekrar anlatmayacağım...
Ama karakterlerin mutsuz, kasvetli, yalnız ve ıstırap yüklü yaşamlarının görünen bir tek sorumlusu varmış gibi ele alınsa da ben aynı fikirde değilim. Heathcliff sadece bir günah keçisi aslinda... Çocukluğundan beri nasıl muamele gördü, ne hissettiyse, sonrasında da yaşadıklarının bir aynasına dönüşüyor adeta. Heathcliff her şeyin kilit noktası gibi duruyor. Aşkı yüzünden herkese hayatı zindan eden, öfkesini, sevgisiz büyümüş çocukluğu ve kaybettiği aşkının cezasını sanki herkese ödetmek istiyor... Oysa kim bilir yıllar boyu o sert, soğuk, kötü adamın kalbindeki ıstırap ne büyük bir işkenceye dönüştü... Aslında sonuna kadar O'nun sesini pek duyamıyoruz, hep dışarıdan birilerinin gözündeki Heathcliff'i okuyoruz. Son bölümde ise biraz olsun Heathcliff'in sesinden onun yüreğindekileri duyma imkanı bulabiliyoruz...
Bence romanın en yalnız, en çaresiz, en çok acılar içinde kıvranan ve en zavallı adamı. İntikam uğruna mal, mülk her şeyi ele alsa, herkesi yönetiyor görünse de elde ettiklerinin onun için bir değeri yok. Yaşamına bir anlam katmıyor tüm bunlar. Para pul da umrunda değil... Aşkı da bir saplantı değil, başlayamadan bitmiş, yarım kalmış, hiç tamlanamamış öylece içine oturup kalmış bir hikaye yalnızca...
Herkese yaptıkları ilk görüşte düşünüldüğü gibi onlara zulmetmek için de değil. İçten içe hep kendisine zulmediyor, Hareton'da küçük Catherine'de hep sevdiği kadının yüzünü, gözlerini, hatıralarını görme zulmünü çektiriyor kendisine... Artık acıyacak yeri kalmayana, ruhsuz, boş bir cesede dönene kadar yaşama katlanıyor. Sonunda ise artık kendini özgür bırakıp, sevdiğine kavuşup mutlu