Sevgiyle nefret arası bir şey, belki de her ikisiydi. Ama herhalde en doğrusu, insanoğlunun o güne kadar hissettiği bütün duyguların bir karışımı,bir çamuruydu.
İşte bu yüzden hata yaptığınanda servetini, hatta canını kaybedebilecek olmayan insanların fikrine güvenilmez. Çünkü malı,canı,sevdikleri tehlikede olmayan biri doğru düşünemez. Bilgi tehlike ile ölçülür…
Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü bu dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahidi olmaktı.
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı,susuzluğu,açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor,bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kadar kerteye varıyordu ki, kendilerini altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.