Ezgi Odabaşı

Ezgi Odabaşı
@ezoizm
Puan vermedi
Bu kitabı okumaya başlamadan önce hakkında hiçbir fikrim yoktu, tamamen ismi yüzünden vurulup almıştım. Mart 2017 ile Nisan 2022 arasında Kafa’da yayımlanmış yazıların gözden geçirilerek ve bir öykü eklenerek toplanmasıymış. Yeni nesil dergileri okumayı Ot’un üçüncü ve dördüncü sayfası Ertuğrul Mavioğlu’ndan alınıp Murat Menteş’e verilince bırakan biri olduğum için dergilerle arama çok uzun yıllar girdiğini söyleyebilirim. Bundan neden bahsettiğimi az sonra açıklayacağım. Kitabı okumaya Fikret Kızılok şarkısındaymış gibi gecenin üçünde başlayıp ilk üç sayfasını çok sevince beni ne bekliyor diyerek son öyküyü açıp okudum, daha da etkilenince o gece kitabı yarıladım. Okudukça vurulduğum yerlerin yavaş yavaş geri plana çekildiğini ve kitaptaki dergi üslubunun beni çok rahatsız etmeye başladığını fark ettim. Bir dergi için hazırlanmış yazılar olduğunu düşününce evet bu üslupla yazılmış olması olağan, belki Aylin Hanım’ın halihazırda diğer kitapları da böyle, okumadım bilmiyorum ama sanmıyorum da. Dergilerle arama çok uzun zaman girdiği için de bu durum çok gözüme battı. Bazı cümleleri okuyorum ve çok seviyorum, bütün kitabı kenarını notlarla doldurarak okudum zaten, kesinlikle çok fazla hissettiğim şey oldu inkar edemem ama bir yandan da dergi üslubu dediğim, o birkaç fix kelimeyle ne kadar farklı cümle kurabilirsek kuralım şeklindeki durum yüzünden bir türlü sevmek istediğim kadar sevemedim kitabı. Buna da canım sıkıldı. Kitabın ikinci yarısını da dün tamamladım. Belki araya giren zaman ve Aylin Balboa’nın hayatının o dönemindeki bazı üzücü değişiklikler sebebiyle bakış açısındaki değişimler sebebiyle daha fazla sevdim. İlk okumadaki gözüme batan yerler o kadar rahatsız etmemeye başladı. Bir de genel itibariyle Çağdaş Türk Edebiyatı’nın kadın yazarlar sayesinde ayakta
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi
Bu kitapla ilgili düşüncelerim oldukça karışık. Okumam çok uzun sürdü ama aslına bakarsak sadece üç kez elime alarak bitirdim. Merak ettiğim, heyecanlandığım kısımlar da oldu ama her an elimi kitaba götürmeye yetmedi. İlk kez Sevgi Soysal okuduğum için beni çarpmasını umuyordum. Yoğun şeyler hissetme ümidiyle başlayıp umduğumu bulamayınca elim de kitaba gitmedi sanırım. Aynı zamanlarda iki farklı şehirde büyümüş Ela ve Memet’in büyümesine ve bir noktada -beklediğimden geç bir noktada- yollarının kesişmesine tanık oluyoruz kitapta. Yolları kesiştikten sonra daha ziyade Ela’dan okuyoruz olanları. Onca zamanına şahit olduğum Memet’in sığlığı beni fena halde şaşırttığı için o zamanları bir de ondan okumayı isterdim. En azından bir kısmını. Kitap bir dönem müstehcenlik sebebiyle toplatılmış. Bahsi geçen müstehcenlik bir üniversitelinin köyde eşeğe nasıl tecav*z ettiğini anlattığı yer... Kitapta zaman zaman Ela ve Memet’in kendi cinselliklerini keşfetmeye çalışmalarını okuyoruz. Kitabı sadece bunun üzerine yorumlayanlar olsa da yorumları okuyana kadar bu durumun yoğunluğunun farkında değildim. -Çünkü satırlarda beni çarpacak bir yer arıyordum.- Yine de üniversiteli Ela’yı ve kafasının çalışma şeklini sevdim. Karakterlerden birini kendime en yakın hissettiğim andı. Bir anca Sevgi Hanım’ın diğer kitaplarını -özellikle Tante Rosa ve Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni okuyup aradığım çarpılmayı bulmak istiyorum. Sevgi Soysal
YürümekSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20121,641 okunma
Puan vermedi
Henüz sadece Nergis’in hikayesini okudum. Okurken sürekli eskitmeyi beceremediğim bir hikayeyi düşündürdü. Bir türlü bitirmeye elimin de dilimin de gitmediği yarım kalmış eski bir hikayeyi... Sonra kendimi eve dönmek için otobüs bileti bakarken buldum. Güya nihayet hikayeyi bitirmeye gideceğim. İçimde sonunda bunu yapabilecek gücü hissettim. Onca yıl hiç hissetmemiş miydim bilmiyorum ama bu sefer, sanki bu kitabı evde okumuş olsaydım sokağa çıkıp o hikayeyi bitirebilirmişim gibi hissettim. O kadar vakit içimde sakladığım taşı alıp da denize atabilirmişim gibi... Sonra bir kitap okudum hayatım değişti cümlesini düşündüm. Yine direkten döndük galiba ama yine de sanıyorum ki artık bu cümleyi duyuşumda tek yaptığım alaycı bir göz devirişi olmayacak. Henüz kalanını okumadım. Bitirdiğimde hala uzun bir yolculuğa çıkmak istemekten korkuyorum. Uzun zamandır uçlarda hisler yaşayamadığımdan şikayet ederdim kendimce. Kitapların üzerimdeki tesirinin eskisi gibi olmadığından yakınırdım. Yeniden eskisi gibi hissettiren bir kitaba yolum düştüğü için mutluyum. Heyecanlandım da. Ama sanki bu kadarı da fazla geldi.
Küçük Yuvarlak TaşlarMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20226,6bin okunma
Puan vermedi·119 syf.··
2023 2. kitabı
Küçük Yuvarlak Taşlar’ın etkisiyle bir yolculuğa çıkmaya mecbur hissedince denize kıyısı olan küçük şehrimde okumak için yine bir Melisa Kesmez kitabı seçmiştim. Tavsiye eden arkadaşım bu kitaptan daha iyisini yazabileceğini düşünemiyorum bazen demişti. Ben enleri olan birisi değilim, o yüzden hiçbir kitabı için en sevdiğim Melisa Kesmez kitabı oldu diyemem ama gerçekten çok sevdim. Beni çok fazla yerden yakalayan ve yaralayan çok fazla öykü yazmış Melisa Hanım yine. Bir öyküde karakter gözümü uzaklara daldırmayı özledim diyordu. Beş yıldır denizi ve dağı olmayan bir şehirde yaşayınca insan gözünü uzaklara daldırmayı unutuyor. Ama kitabı çocukluğumun, yani lise hayatımın, geçtiği kafenin terasında okuyunca bazı satırlardan sonra uzun uzun denize dalma şansım oldu. Bunun nasıl büyük bir lüks olabildiğini fark ettim. İnsanın muhakkak etrafına baktığında gözünü daldırabileceği bir şey olması gerekiyormuş. Başka bir öyküde de kadın sevgilisinden şöyle bahsediyordu: “Her şeyi tek başına halletmeye dünden razı biri olarak ‘ben hallederim, merak etme’ cümlesini duymanın insana nasıl büyük bir ferahlık verdiğini ilk kez sayende öğrenmiştim.” Yine beş yıldır yalnız yaşamama bağlayacağım ama özellikle son taşınmamda bunun eksikliğini çok hissetmiştim. Sonra üzerine düşündükçe sadece taşınırken, çok fazla işin aynı anda peşinde koşmam gerekirken değil, hayatımın büyük kısmında da her şeyi her ne kadar tek başıma yapabiliyor olsam da birinin de yardımcı olmasına, ben hallederim demesine ihtiyacım olduğunu fark etmiştim. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın olma konusundaki hırsım ya beni yardım istemeye kapattı ya da hayatımdaki insanları yardım teklif etmeye. Emin değilim ama bu ferahlığı öğrenmeyi çok isterdim.
Bazen BaharMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20195,2bin okunma
10/10
·108 syf.··
2020 13. kitabı
"Avlu kendisi için vardı, yüzlerce değişiklik yaşansa da hep aynı kalıyordu." Merhaba dostlarım, bugün size Tito döneminin Yugoslavya'sının Tolstoy'u olarak adlandırılan, Nobel ödüllü yazar İvo Andriç'in Lanetli Avlu'sunu anlatacağım. İvo Andriç daha önce bildiğim bir yazar değildi, Ertuğrul Hoca'nın Eskişehir'deki Uçurtma Kafe'de düzenlediği Yanlış Okumalar'ın listesinde olunca alıp okuyayım dedim. Bir rahibin ölümüyle başlayan kitap bizlere hikaye içinde hikaye sunuyor. Bir anda kendimizi Osmanlı döneminin İstanbul'unda bir hapishane avlusunda buluyoruz. "Yabancı biri burada kendini sürekli bir tür şeytan adasında, o ana kadar hayat dediği her şeyin dışında gibi hissederdi ve o hayata yakın bir zamanda dönme umudu taşımazdı." Önce hapishanenin müdürü Karagöz'ün akla hayale sığmaz sorgulama tekniklerine şahit oluyoruz. Sonra da avludaki insanların hikayelerini dinlemeye başlıyoruz. Müslüman, Yahudi, Hristiyan her dinden insanın hikayesine şahit oluyoruz. Beni en çok etkileyen hikayeyse Smyrna'lı Kamil'in hikayesiydi. Kamil arkadaşlarına kıyasla oyunlara ve eğlenceye ilgisini çok erken yitiren ve kitaplara kapanan bir genç. Osmanlı tarihiyle özellikle de Cem Sultan'la ilgili o kadar çok okuyor ki sonunda kendisini Cem Sultan sanmaya başlıyor ve ne yazık ki o da kendisini lanetli avluda buluyor. "İstanbul polisinin bağlı kaldığı kutsal ilkelere göre kentin dar sokaklarında suçlu aramaktansa masum birini avludan serbest bırakmak daha kolaydı." Bu cümle ne kadar tanıdık değil mi? Kitabın büyük bir çoğunluğunda bu rahatsız edici benzerliğin izlerine rastlamak mümkün. Kesinlikle okuduğum için çok mutlu olduğum bir kitaptı, çok yalın bir dili hiç yormayan betimlemeleri vardı. Olumsuz olarak yalnızca şunu söylemek istiyorum biraz eksik bir kitapmış gibi hissettim. Bazı
Lanetli Avluİvo Andriç · İletişim Yayıncılık · 2020460 okunma
Reklam