Durmadan pasajı parçalara ayırıyor, durmadan yeni malzemeler ekliyor, durmadan benim onayımı bekliyordu. O benim gözlerimin önünde yavaş yavaş kaybolurken ben de mekanik bir şekilde onay veriyordum.
Bugün bir Viyana haritası gördüm, senin sadece bir odaya ihtiyacın olduğu halde böylesine büyük bir şehrin inşa edilmiş olmasını bir anlığına aklım almadı.
...Yalvarmaya başlardım, o kafasını sallardı; ne kadar çok yalvarırsam, uğruna yalvardığım şey bana daha değerli, tehlikede de daha büyük görünürdü, olduğum yerde durup özür dilerdim, beni sürüklerdi, ben de onu, bana yaptığına karşılık olarak anne babamla tehdit ederdim, gülerdi, burada herşeye kadir oydu, dükkan kapılarına köşe taşlarına tutunur, beni affedene kadar yürümeye devam etmek istemez, eteğini çekiştirirdim (onun içinde kolay değildi), bu olayları da mutlaka öğretmene anlatacağını söyleyerek beni sürüklemeye devam ederdi, vakit gelir, Jacob Kilisesi' nin canları 8' i vurur, okul zili duyulur, diğer çocuklar koşmaya başlardı, geç kalmak her zaman en büyük korkum olduğu için artık bizim de koşmamız gerekirdi ve koşarken aklımda hep aynı düşünce olurdu: "Söyleyecek, söylemeyecek"
Konuştuklarımızı tekrarlamam mümkün değil, sadece baştan iki cümle ve sondan iki cümleyi net olarak biliyorum, orta kısım, yekpare, neredeyse ifade edilemeyecek bir acı...
Mektup bu kadar. Tekrar ediyorum, Viyana'da kalamazsın. Ne korkunç bir hikaye. Bir defasında bir köstebek bulmuş ve onu şerbetçiotu bahçesine götürmüştüm. Onu yere bıraktığımda birden çıldırmış gibi toprağın altına giriverdi, suya dalarcasına gözden yitti. Bu hikayeden, böyle kaçmak gerek işte.