Aynı cümleyi bin defa duymak vicdan azabını dindirir sanmış. Oysa vicdan azabını dindiren içtiği şarapmış. Ne bilsin zavallı? Şarabın ancak bir gecelik huzur verdiğini nereden bilsin? Vicdan azabının ruhunda bir dövme olduğunu nereden bilsin? O dövmeyi sildirmek için ruhunun derisini yüzmesi gerektiğini nereden bilsin?
Mezarını öperken seni bir an için olsun bir daha görmek için yalvararak Tanrı'dan bir mucize diliyordum. O anda dirilip karşıma çıksan, seni bir an eskisi gibi kollarımda tutabildiğim için mutluluktan ölecektim belki. Bunları hayalimden geçirirken birden şöyle düşündüm: Tanrı'ya sadece bir anlık kavuşma için böyle yalvarıyordum. Oysa altı aydır birbirimizle ne çok kavga etmiş, küsmüştük. Dargın durduğumuz her gün mutluluğumuzdan bir parça yitirmiştik. Şimdi, bir an mezardan çıkman için hayatımı vermeye razıydım...
Durumun elvermiyorsa, ödevini yapmaktan acizsen, evlenmeye, üzerine sorumluluk almaya hakkın olmadığına nasıl akıl erdiremedin? Yalnız sözle aşk olmaz, bunu hareketlerinle de ispat edeceksin. Sana göre, "Yanımda ol, geri kalanı bana vız gelir!" değil mi? Bu pek soylu, efendice bir düşünce değil. Durup insanlığa sevgiden söz açarken, hümanizma konularıyla coşarken, beri yandan aşka kıydığının farkına varmaman garibime gidiyor doğrusu!