Hayata dair soruların cevaplarını ararken kendimi tam anlamıyla ormanda kaybolmuş biri gibi hissettim. Bir açıklığa gelerek bir ağaca tırmandım. Etrafımdaki sonsuz bucaksız alanı açık bir şekilde gördüm. Fakat alanda evin olmadığını, olamayacağını da gördüm. Ormanın derinliklerine, karanlığa daldım, yine de bir ev bulamadım, var olan sadece karanlıktı.
Nefes alamıyordum, yiyemiyordum, içemiyordum, uyuyamıyordum. Fakat tabii yaşamaya devam etmek için bunları yapmak zorundaydım. Yine de içimde hayata dair hiçbir istek yoktu.
Ne zaman iyi olanı arasam yalnızdım, tamamen yalnızdım. Ne zaman kalben hissettiğim ahlâken iyi olma isteğimi dile getirmeye çalışsam aşağılama ve alayla karşılaştım. Ne zaman alçak tutkularıma yenik düşsem takdir, teşvik edildim. İhtiras, güç sevgisi, bencillik, zamparalık, gurur, öfke, intikam, bunların tamamı saygın addediliyordu. Kendimi bu tutkulara kaptırdıkça büyüklerim gibi olmaya, onların da benden memnun olduklarını hissetmeye başladım.