Barbaros'un ailesinde kimse kahvaltı yapmazdı, sadece kahve ve sigara içilirdi. Ama o yine de "Ailem mi? Daha geçen hafta birlikteydik, hep beraber toplanıp kahvaltı yaptık. Çok güzeldi" diyordu. Gelecekten bir şey beklemeyenler, mutluluklarını geçmişte yaratırlar. Barbaros da öyle yapıyordu.
"Eğer" dedi kendisine, "sadece zevk ve acı varsa. Her şey sadece onlardan ibaretse tek bir çözüm kalıyor geriye: acıdan da zevk almak. Böylece hayat sadece zevk olacak."
İngilizce'deki "pain" kelimesiyle, Fransızca'daki "pain" kelimesini düşündü. Biri "acı", diğeri "ekmek" demekti. Barbaros bunu sıradan bir tesadüf olarak değerlendirmeyecek kadar sarhoş ve yalnızdı. Acı, insanın hayat tarlasında biçtiği buğdaylardan pişirdiği ekmekti. Dolayısıyla sabah kahvaltısı kadar kaçınılmazdı.
Piçler, yıllardır birlikte şarkı söylemekten armonisi mükemmele yaklaşmış bir koro gibi konuşarak melodiler yaratıyorlardı. Çağın vebasının heba olduğundan bahsediyorlardı. Sırasıyla Cenk, Hakan ve Afgan konuşuyordu.
"İnsan kendini öğrendi."
"Sonra başını kaldırdı ve diğer insanlara baktı."
"Evet."
"İnsan paradan önce harcamayı öğrendi."
"Sonra harcayacağı bir şey kalmadı ve diğer insanlara baktı."
"Evet."
"Diğerleri ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya başladı."
"Yani kendini harcadı."
"Evet."
"Ve insanın başına kendisinin getirdiği en büyük felaket olan..."
"Heba..."
"Dönemi başladı."