Merhaba kitapseverler #TunadanAdriyatikeyolculuk#FadimeKılıçaslan#araştırma#ozlemli_kitaplar#alıntı Yahya Kemal bayatlı’ nın” Hatıralarım adlı şiirindeki şu dizelerde betimlediği şu coğrafyayı anlatmaya çalıştık: “ Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna’ dır, dağ varsa Balkan’ dır…” Asıl adı Muhammet bin İdris bin Abbas olan , islam hukuku bilginimiz Gazzeli İmam-ı Şafii hazretleri; yolculukta beş fayda vardır. - Kişi ufunetini dağıtır/ stres atar. - Maişet kazanır - İlmîni artırır - Edep ve görgü seviyesini düzeltir - Ahlaklı iyi kişilere arkadaşlık yapma ve yeni dostlar kazanma imkanı elde etmiş olur “ Yazar seyahat rotasını kıymetli arkadaşlarıyla , yolculuk esnasında detaylı hazırlık yaparken, seyahat sürecinde gözlem, kayıt ve not alma gayretiyle Rehberleri eşliğinde onun anlatımlarıyla kaleme alırlar. Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Arnavutluk ve Makedonya ‘ yı tarihi ve kültürel yönden bölgesel niteliğinde anlatırken harita , fotoğraf ve diğer görsellerde tarihi , kültürel ve manevi mirası yansıtmak için seçilmiş ve bilgilendirici niteliğinde bizlere sunulmuştur. Eserde çeşitli tarihçilerin ve araştırmaların çalışmalarından yararlanılmış ve ortaya muazzam bir rehber niteliğinde bir eser ortaya çıkmış… Tarihin ve araştırmanın içiçe geçtiği bu muazzam eseri okuyun ,tavsiyemdir .Sağlıcakla kitapla kalın.... @elpisyayınları Aylin Sezersan
"Şans vardır ama şanssızlık yoktur, hazırlıksız yakalandığımız, üstesinden gelemediğimiz her şeyi kötü talihe bağlarsak çıkış yollarını da kapamış oluruz."
Sayfa 18·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir ada gibiyim, çevrem yüzen fazlalıklarla dolu. Rüzgâr hangi yönden eserse essin kıyılarıma vuruyorlar.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Alıntı
Hazırlıksız yakalandığımız, üstesinden gelemediğimiz her şeyi kötü talihe bağlarsak çıkış yollarını da kapamış oluruz.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Alıntı
Aklım belli noktalara demir atmıştı.Ama'nın saltanatına,sınıfına,körleştirilmiş yoksullara,doymak bilmeyen canavarlara. Gençliğin güzellikle ihtiyarlığın kaçınılması gereken bir çirkinlikle özdeşleştiğini öğrenmemiş miydik edebiyat atalarımızdan? Denize dönüyorum yeniden,zaman yok,kelime yok,düşünce,inanç hiçbir şey yok,bütün ağırlıklar kalkıyor,sadece ahenk kalıyor geriye. Şehir,insanı kendine benzetiyor,en çok da sıkışmış trafiğine. Aklımız dev alışveriş merkezleri gibi. Kafamızın içinde her gün yenisi türeyen bilgiler. Bir süre sonra içinde yaşadığı plazalar gibi, kenefler gibi düşunmeye başlıyor insan. Şu deniz gibi düşünebilmek istiyorum. Bazen de deniz üstünde dağılan bir bulut gibi düşünememeyi. Buradayız diye tamamen rahatta mıyız, emin değilim. Şu üstüne beton dökülmüş koca bir tarihin üstünde oturduğumuz için kendimi suçlu hissediyorum. Anıların susma hakkı korunmalıydı.
Suskunluk böyledir işte, uzadıkça konuşmanın da susmanın da sorumluluğunu alır üstünüzden. Bir süre sonra konuşulmuş olan şeyler anlamını yitirmeye başlar, susmanın tehlikeli aşamasından da geçilmiştir. İki kişiyseniz birlikte iki kişiden fazlası olmaya davetiye çıkarırsınız.
Sayfa 42 - Can Çağdaş·Kitabı okudu