Su

Yas tutmak ne tuhaf, diye düşündüm. Kendimi hiçbir sebep yokken siyah ekran verip duran ve hiçbir içeriği olmayan hata mesajları gösteren eski bir bilgisayar gibi hissettim. Biri yeniden başlat düğmeme basıp beni tekrar çalıştırabilirse gerçekten minnettar olurum, diye düşündüm;
Reklam
Mariana Çukuru'nun dibine oturmuştum ve elimdeki kaşıkla içimdeki tüm suyu ve acıyı dışanı boşaltmam bekleniyordu. Böylece kendimi daha iyi hissedecektim, her şeyi ama her şeyi dökmeliydim, yüzeye çıkarmalı ve göstermeliydim. Ama işler öyle olmadı.
Acının olayı șu: Acı sadece gücü tanır, acıya neyin sebep olduğunun bir önemi yoktur. Acı tam potansiyeline ulaşana kadar arttıkça artar, bu sırada insan o acıyı çeker ve bunun sebebinin ne olduğu fark etmeksizin bir şekilde hayatta kalmalıdır. Sebep belki köpeğin ölmesidir. Belki sevgilinin terk edişi. Belki babanın artık aramaması. Ya da kardeşinin ölmesi. Elbette acının, içinde ne derece kök salacağı, orada ne kadar kalacağı, içini ne kadar tarumar edeceği ona neyin sebep olduğuna bağlıdır. Bazı şeyler, diğerlerinden daha kötüdür. Ama biri gelip böbreğine tekme attığında, acıyı hissettiğin o ilk anda oraya neden tekme yediğin önemsizdir; o ilk an yerde kıvranarak yatar, bir şekilde nefes almaya çalışırız. Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver. Benim de bu anlarda başarabildiğim tek şey, boğulmamaktı.
"Güzel bir aşk için tavsiye: Uzaktakileri sevme. Kendine yakınlardan birini bul. Tıpkı düzgün bir evin, inşasında yerel taşlar kullanılması gibi. Aynı soğuğu yemiş, aynı güneşten kavrulmuş taşlar. -Yehuda Amichai."
İnternet teknolojisi günümüzde insan ilişkilerini ve "dostluk" anlayışımızı değiştirdiği gibi, aşkın kadim anlatısını da dönüştürüyor. Kolayca yakınlaşsak da soğuk kalıyoruz, mesafeyi hemen aşabilsek de ruhların uzaklığını yenemiyoruz.
Reklam