Alice Feeney’nin Taş Kağıt Makas romanı, gerilim türünün en sevdiği formüllerden biri olan "sorunlu bir evlilik ve şehirden uzak, tekinsiz bir hafta sonu tatili" klişesiyle açılıyor. Yazar, başlangıçta çok tanıdık gelen bu izole ve klostrofobik atmosferi kullanarak okuyucuya bir konfor alanı sunuyor. Ancak bu sıradan görünen ilişki dramasının arkasına yerleştirilen sırlar, karakterlerin aşırı tekinsiz ve güvenilmez anlatımları ile hikayeye yön veren zekice detaylar, kurguyu kısa sürede karanlık bir labirente dönüştürüyor. Okurken her kelimeden şüphe ettiren, insanı sürekli yeni senaryolar üretmeye zorlayan bu kasvetli hava, zaman zaman tempoyu düşüren uzun monologlara ve fazla ayrıntılara boğulsa da kitaptaki gerilim dozunu hep yüksek tutmayı başarıyor.
Kitabın en güçlü yönü, okuyucunun tüm tahminlerini boşa çıkaran ve adeta zemini ayakların altından kaydıran o büyük ve şaşırtıcı ters köşesi oluyor.
Buna karşın, romanın o ana kadar tırnak kemirterek inşa ettiği muazzam düğüm, ne yazık ki aynı güçte ve gerçekçilikte bir çözüme kavuşamıyor. Hikayenin başından beri başarıyla korunan o tekinsiz ve ağır hava, final bölümünde yerini biraz aceleye getirilmiş ve inandırıcılığı zayıf bir sona bırakıyor. Olayların ahlaki boyutu, karakterlerin motivasyonları ve yaşanan onca psikolojik savaştan sonra ortaya çıkan tablo, adalet duygusunu tam olarak tatmin etmekten uzak kalıyor. Hikayedeki asıl suçların ve hataların bedelini ödeyen kişiler ile bu süreçten hiçbir zarar görmeden sıyrılanların dengesi, kurguyu zorlama bir noktaya taşıyarak yazarın kolaya kaçtığı izlenimini uyandırıyor.
Sonuç olarak kitap, okuyucuyu sürekli geren atmosferi ve başarılı kurgu oyunlarıyla keyifli bir türe ait deneyim sunsa da, havada kalan hesaplaşmaları ve zayıf finali nedeniyle zihnimde biraz buruk ve