“Denemem gerektiğinden emin değilim,” dedi. “Ben senin gibi değilim.”
Sadie, “Kimse benim gibi değil,” diye onayladı. “Benim muhteşemliğim eşsizdir. Ama sihirbaz olmadığını kastediyorsan, peki, bunu görebiliyorum. Biz genelde değnek ve asayla savaşırız.”
...”Yine de iksirlerimin senin üzerinde işe yaraması gerektiğini düşünüyorum. Bir canavarla güreştin. O tren enkazından sağ kurtuldun. Normal olamazsın.”
Annabeth zayıf bir şekilde güldü. Diğer kızın küstahlığını biraz canlandırıcı buldu. “Hayır, kesinlikle normal değilim. Ben bir yarı tanrıyım.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Sen kimsin?" diye sordu Annabeth.
Kızın ağzının köşesinde bir gülümseme belirdi. "Genellikle adımı yabancılara vermem. Hepsi büyülü güvenlik açıklarıdır. Ama sırt çantasından başka bir şey olmadan iki başlı bir canavarla savaşan birine saygı duymalıyım.” Elini uzattı. “Sadie Kane.”
"Annabeth Chase."
Karate Kız on üç yaşından büyük olamazdı. Gözleri Zeus’un çocuğu gibi pırıl pırıl maviydi. Uzun sarı saçlarında mor şeritler vardı. Athena'nın çocuğuna çok benziyordu - savaşa hazır, hızlı, uyanık ve korkusuzdu-. Annabeth, dört yıl önce, Percy Jackson ile ilk tanıştığı zamanki halini görüyor gibiydi.
Annabeth sırt çantasının kayışını kavradı. Canavara doğru sallamaya hazırdı ancak bu pek de iyi bir silah olmazdı. Bunun yerine, daha güçlü bir düşmanla karşı karşıya kaldığı her seferki taktiğine güvendi. Konuşmaya başladı.