8/10
·672 syf.··
2026 1. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 00:00
Contains slight spoilers! Okay first things first — I am completely obsessed with this series. Diana, Samkiel, Imogen… honestly, I love every single character in this series, the good ones and the bad ones. But HOW did you make me fall for Kaden like this?? I literally went from "meh, not a fan" to "wait, Diana and Kaden could totally be endgame??" ,and this is coming from someone whose favorite book husband is Samkiel!! Why would you do this to me?? And what you did to Reggie?? I was an absolute mess, ugly crying the whole time! We needed him, he was our dad figure why did you take him away from us, Amber, WHY?? Okay but real talk, the pacing was perfect, and this book had me glued to the pages the entire time. I honestly don't know how you do it, queen, but you just get it. Keep doing what you're doing — even if you destroy my emotions every single time, I still love you for it. Also the 5th book needs to come out NOW because I genuinely cannot wait anymore!!
The Wrath of the FallenAmber V. Nicole · Kensington · 20253 okunma
7/10
·88 syf.··
2026 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 21:05
İtalyan yazar ve felsefeci Vincenzo Latronico’nun, International Booker Prize’nde yer alan ve Türkçedeki ilk romanı olan Kusursuzluk için dijital çağın epik bir panoraması demek gerçekten yanlış olmaz sanırım. Roman, evden çalışan expat çift Anna ve Tom’un Berlin’de kurduğu hayatın içine davet ediyor bizi. Kusursuz görünen evleri, bitkileri, kahveleri, tasarım objeleri, seyahatleri… dışarıdan bakıldığında imrenilesi duran her şeyin içinde tuhaf bir boşluk hissi dolaşıyor. Bir noktadan sonra Anna ve Tom’un yalnızca yaşadıkları şehre değil, kendi hayatlarına da yabancılaştığını hissediyorsunuz. Sanki yaşamları gerçekten yaşanan bir şey değil de sürekli sergilenen bir atmosfere dönüşmüş gibi. Roman bir yönüyle tam anlamıyla bir Berlin romanı gibi ilerliyor; diğer yönüyle ise mekânı aşarak bugünün beyaz yakalı, dijital göçebe kuşağının ortak sıkışmışlığına dönüşüyor. Fall of the Berlin Wall sonrası hâlâ kimliğini arayan şehirle Anna ve Tom’un aidiyetsizliği birbirine çok yakışıyor. Web developer, graphic designer ve online brand strategist olarak çalışan bu iki karakterin üretimi de aslında çağın kendisi gibi: özgün görünmeye çalışan ama giderek birbirine benzeyen şeyler. Benim en etkilendiğim tarafı ise romanın bunu çok büyük olaylarla değil, tekrarlarla anlatması oldu. Aynı kafeler, aynı ekranlar, aynı estetik kaygılar, aynı konuşmalar… Latronico, modern hayatın o “iyi tasarlanmış” yüzeyinin altında bir tükenmişlik hâli olduğunu çok sakin ama çok sert bir şekilde hissettiriyor. Kitabı okurken birkaç kez Anna ve Tom’a değil de kendi çağımıza bakıyormuşum gibi hissettim. Belki de romanın en rahatsız edici yanı bu: anlattığı hayatın bize hiç yabancı gelmemesi.
KusursuzlukVincenzo Latronico · Yapı Kredi Yayınları · 2026158 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Pizza!!!
7/10
·429 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Okuduğum diğer Ella Maise kitapları kadar beni etkilediğini söyleyemem ama sebebi sanırım kitabı aralıklı bir şekilde okumuş olup tek oturuşta bitiremem. Çünkü işaretlediğim yerlere bakarken aslında ne kadar güzel diyaloglar olduğunu ve kitabı ne kadar çok sevdiğimi fark ettim. Ancak dediğim gibi kitaba tam odaklanamadım sanırım. Henüz Türkçeye çevrilmedi diye biliyorum ancak İngilizcesi de oldukça akıcıydı. Yer yer sırıtıp durmaktan kendimi alamadığım ve BAYILDIĞIM diyaloglar olduğundan dolayı ancak bi Adam Connordan nefret etmek ya da Jason Thorne'u sevmek kadar etkilemediğinden sadece 7 verebildim. Karakterleri özellikle Zoe' i çok sevdim gayet tatlı bi karakterdi. Diğer romcomlardaki o insanı sinir eden main kız karakter enerjisi yoktu. Dylan zaten... o korumacı, kendinden emin tavırları çok hoşuma gitti. Güzel, tatlı bir kitaptı. Tavsiye ederim.
The Hardest FallElla Maise · by Simon & Schuster UK · 202214 okunma
Puan vermedi·
Batılı tarihçiler, kendi kökenlerini Roma'da aradıkları için, Batı Roma'nın çöküşünü "Antik Çağ'ın Sonu" gibi dramatik ve mutlak bir kapanış olarak tasvir ederler. (Western historians depict the fall of Western Rome as a dramatic and absolute closing like the "End of Antiquity" because they seek their own origins in Rome.)
Antik RomaUmberto Eco · Alfa Yayınları · 202173 okunma
Akıllıca kurgulanmış, korkusuzca yazılmış
9/10
·480 syf.··
2026 9. kitabı
Bayıldım bayıldımm!! Bu kitabın hemen devamının çıkması lazım çünkü mükemmeldi! Türk bir yazarımızın böylesine güzel yazması gerçekten gurur verici. Her detay düşünülmüş, her ayrıntı incelikle planlanmış. Kurulan evrenin kurallarının dışına çıkılmamış. Bu da mantık hatalarının önüne geçmiş. Akla gelebilecek her sorunun sorulmaya çalışıldığını gördüm. Cevaplanmayanların da sonraki kitaplar için olduğu belli. Akışta saçma boşluklar ya da konu atlamaları vs yoktu, ki fantastik hikâyelerde can sıkıcı ama sıkça olan bir durumdur. Aşırı akıcıydı, ben baya düştüm. Okurken bolca heyecanlandığım ve şaşırdığım yerler oldu. Bir Tamlinle daha mı karşı karşıyayız, Rast fall in harder mı olacak merak içerisindeyim. Okuduktan sonra gidip çizimlerine, fanartlarına ve yazarın önceden yaptığı açıklamalarına falan baktım daha da özümsemek için. Çizer de müthiş bir iş çıkarmış, resimlerdeki her çizginin tutkuyla yapıldığı hissediliyor. Konusunu detaylı anlatmaya gerek yok bence. Sadece tanıtımı bile başlamaya yeter, ben de o şekilde başladım. Okuduğunuza pişman olmayacaksınız.
Tutkunun TanrısıIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025213 okunma
8/10
·373 syf.··
2026 50. kitabı
Jack Daimon: The Fall #okudumbitti Benim için etkisi kolay kolay geçmeyecek kitaplardan biri oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren o karanlık, boğucu ve tekinsiz atmosferin içine çekildim. Jack’in sevdiği kadını kurtarmak uğruna verdiği o çaresiz karar, hikâyeyi sadece bir gerilim hikâyesi olmaktan çıkarıp çok daha derin ve sarsıcı bir yere taşıyor. Çünkü burada yalnızca bir deneyin ya da bir kaçışın hikâyesi yok; aynı zamanda insanın kendi zihniyle, geçmişiyle ve içindeki karanlıkla yüzleşmesi var. Okurken ben de Jack’le birlikte neyin gerçek, neyin zihninin ona oynadığı bir oyun olduğunu sorguladım. North Brother Adası’nın o kapalı, soğuk ve huzursuz eden atmosferi çok iyi yansıtılmış. Sayfalar ilerledikçe sadece olayların nasıl ilerleyeceğini değil, Jack’in aslında kim olduğunu ve içinde büyüyen karanlığın kaynağını da daha çok merak etmeye başlıyorsunuz. Yazarın kalemini ilk kez bu kitapla tanıdım ve gerçekten çok sevdim. Anlatım akıcı ama verdiği his asla hafif değil. Özellikle psikolojik gerilimi adım adım yükseltmesi ve karakterin iç dünyasını okura hissettirebilmesi bence kitabın en güçlü yanlarından biri. Bazı sahnelerde tempo yükseliyor, bazı sahnelerde ise sessiz ama içe işleyen bir tedirginlik hâkim oluyor. Bu denge de kitabı daha etkileyici hale getiriyor. Benim için en çarpıcı taraflardan biri de kötülüğün tek bir yerde durmamasıydı. Bazen bir deneyde, bazen geçmişin izlerinde, bazen de insanın kendi içinde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden okurken sadece merak etmiyorsunuz; aynı zamanda karakterin yaşadıkları üzerine düşünmeden de edemiyorsunuz. Hikâye ilerledikçe gerilimle birlikte zihinsel ve duygusal ağırlık da artıyor. Finale doğru yükselen tempo da çok başarılıydı. Kitap bittiğinde geriye sadece olaylar değil, insanın içinde kalan bir huzursuzluk ve
Jack DaimonBurak Ünal · Mythos Kitap · 20257 okunma