Nasıl öylesine gülebildiğini hiç anlamamışımdır; ama şimdi düşünüyorum da, herhalde çok ağlamışlığından olsa gerek... Yalnızca çok ağlamış olanlar yaşama tüm güzelliği içinde algılayabilir, keyifle gülebilirler.
Hangi düzende, hangi dizgede yaşarsan yaşa, hiçbir zaman kurtulamayacağın bir yasa var: Her zaman en güçlü olan, en kıyıcı olan, en az cömert olan kazanır! Kaçınamayacağın bir başka yasa da yemek için paraya, uyumak için paraya, bir çift ayakkabı giyebilmek için paraya, kışın ısınmak için paraya gereksinmen olacağı ve bu parayı kazanmak için çalışmak zorunda olduğun…
Gövdenin içinde bir başka can saklamanın, bir yerine iki olmanın eşsiz bir görkemi var. Kimi zaman engin bir utku duygusu doluyor insanın içine ve bu utkuyla birlikte gelen dinginliğin içinde sana hiçbir şey dokunamaz: Ne çekmek zorunda olduğun fiziksel acı, ne feda etmek zorunda olduğun için, ne de vazgeçmek zorunda olduğun özgürlüğün.
Hep acıyla doğarız, bizimle büyür, zamanla alışırız; kol bacak sahibi olmak kadar olağanlaşır acı çekmek. Aslında ölmekten bile korkmuyorum; çünkü insan ölürse, demek ki doğmuş, demek ki hiçyokluktan sıyrılıp çıkmış.