Merhabalar, bugün sizlere Jane Austen'ın yazmış olduğu Mansfield Park kitabıyla geldim. Her şey Fanny Price'ın Mansfield Park'ta yaşayan teyzelerinin yanına gelmesiyle başlıyor. Tabii ki onlarla yaşamaya başlamasının sebebi birden fazla kardeşi olması ve yoksul olmaları sebebiyle annesi kardeşine bir mektup yazarak kızıyla ilgilenmeleri için ricada bulunuyorlar. Fanny teyzeleriyle yaşamaya başlar fakat onlar için görünmez bir kişiliktir. Hatta kız kuzenleri onun hiçbir sey bilmemesiyle, görgüsüyle dalga geçerler. Teyzelerinin kendini beğenmişliği, kibri, kendilerine göre belirledikleri noktalar beni o kadar sinir etti kii.. Kitap genel olarak o dönemin yapısından baz alarak Fanny ve evdekilerin yaşamını anlatmakta. Kitap en başından beri detaylı işlenmesine rağmen sonu oldu bittiye getirildi. Karakterler genel olarak yüreğimi darladı ki anlatamam galiba ben ve Jane Austen kalemi bir türlü anlaşamayacak.
Mansfield ParkJane Austen · Can Yayınları · 20172,636 okunma
Atlasın Kızları benim için sadece kadın kaşiflerin anlatıldığı bir araştırma kitabı değil, tarihin satır aralarında unutulmuş cesur kadınların izini süren etkileyici bir yolculuk oldu. Yazarın yaklaşık on yıllık araştırmasının ürünü olan bu eser, "Keşif denince neden hep erkekler akla geliyor?" sorusunun peşine düşüyor ve bize bambaşka bir tarih penceresi açıyor.
Kitabı okurken en çok şaşırdığım şey, kadınların seyahat etmesinin bile büyük bir mücadele gerektirdiğini görmek oldu. Hayallerinin peşinden gitmek için erkek kılığına giren, isimlerini değiştiren, toplumun dayattığı sınırları aşmaya çalışan kadınların hikâyeleri hayranlık uyandırıcıydı. Özellikle keşif yapabilmek için tüm hayatını erkek kimliğiyle sürdüren Catalina De Erauso, erkek kılığında dünya turuna çıkan botanikçi Jeanne Baret ve keşif tutkusu sayesinde İngiliz Kraliyet Coğrafya Topluluğu'na kabul edilen ilk kadın olan Isabella Bird beni en çok etkileyen isimler arasındaydı.
Fanny Bullock Workman'ın Mont Blanc'a tırmanışı, Alexandra David-Néel'in Tibet'e ulaşma mücadelesi ve Eva Lindström Dickson'ın Sahra Çölü'nü tek başına arabayla geçmesi ise kadınların kararlılıklarının ve cesaretlerinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik kitap sadece kaşif kadınlarla sınırlı kalmıyor; korsan kadınlardan, keşifleri destekleyen güçlü kadınlardan ve doğayı korumak için mücadele eden öncü isimlerden de bahsediyor.
Bu kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Tarih kitaplarında adlarını çok az duyduğumuz ya da hiç duymadığımız bu kadınlar, aslında dünyanın keşfedilmesinde ve şekillenmesinde önemli roller üstlenmişler. Hatta belki bilmeden tarihin yönünü değiştirmişler. Ne yazık ki çoğu zaman gölgede bırakılmışlar. Atlasın Kızları, o gölgede kalmış hikâyeleri gün yüzüne çıkaran, hem öğretici hem de ilham
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Brian Boone'den “İngiliz Edebiyatı 101”adlı araştırma-inceleme si oldu.
İngiliz Edebiyatı hakkında denemeler olacağını düşünmüştüm başta fakat İngiliz Edebiyatı yazarlarının kısa biyografileriyle bilinmeyen yönlerini ve ünlenen eserlerine yer verilmiş.
Hayatına dair bildiğim çoğu yazar haricinde daha önce okumadığım ne yazık ki adını dahi duymadığım birkaç yazar vardı. Bunlar “Harold Pinter, Hilary Mantel, Zadie Smith”ti. İlgimi çeken yazarların bilinen eserlerini not ettim hemen.
7 bölüme ayrılan; Eski İngilizce'den - Çağdaş İngiliz Edebiyatı'na kadar olan dönemlerde yaşayan İngiliz yazarların başyapıtlarına ve hayat öykülerine dair ufak kesitlerle epey verimli ve keyifli bir okumaydı.
#kitapalıntıları
Stevenson'ın en ebedi ve popüler kitaplarından biri neredeyse sonsuza dek yok olacaktı. Stevenson, Dr Jekyll ve Mr. Hyde'ın ilk taslağını tamamladıktan sonra karısı Fanny okudu ve hikâyeden o kadar nefret etti ki onu ateşe atıverdi. Stevenson bunu pek mesele etmedi. Şahsen en iyi çalışması olarak gördüğü bu eserden o kadar memnundu ki sadece üç günde onu tekrar yazdı.
Romantizmin daha karanlık dürtülerini benimseyen Condrad, hem doğanın hem de bireyin gücü hakkında yazdı; ancak o doğanın güzelliğinden değil zalimliğinden ve kayıtsızlığından bahsetti. Özellikle keskin psikolojik gerçekçiliği ve insan doğasının karanlık yanını gözler önüne sermesi sebebiyle Condrad'ın romanlarının modernizm üzerinde büyük etkisi oldu.
George Orwell deneme yazarı, romancı, eleştirmen ve provokatör Eric Blair'in takma adıdır. Diğer herkes varlıklıyken o orta sınıftan olduğu için okul arkadaşları tarafından dışlandı. Üniversiteye gitmek için parası olmadığından Hint Kraliyet Polis Teşkilatı'na katıldı ve Burma' da askerlik yaptı. Burada, İngiliz
Kitabı hızlıca okudum çünkü okuyacak kitabım yoktu ve çok büyük can sıkıntısı yaşıyordum. Yoksa kitap çok akıcı değil. Olayların hemen ortasında yapılan uzun betimlemeler insanı akıştan koparıyor. O kısımları kırpsanız zaten kitap kuş kadar kalır. Ancak yine de bir sinema sahnesindeki her ayrıntının yazıya dökülmüş hali olarak düşünülebilir. Yazarın 1800lerden bir erkek olduğunu ve toplumun o dönemde kadınlara bakış açısını bildiğimden olurken yer yer kızsam da anlamaya çalıştım. Olay akışını önemli karakterler üzerinden yazmak istiyorum. Bathsheba karakteri kitaptaki ana kadın karakter. Bu karakteri çok derin bulamamakla beraber zeka olarak da pek parlak olmadığını düşünüyorum. Tabi yazarın da kadınlara bakış açısından böyle olduğu çok açık. Başlangıçta özgür ruhlu bir kadın olduğunu anlıyoruz. Çiftçi Gabriel Oak'ın evlenme teklifini reddedip bir erkek olmadan gelin olmak mümkün olsa keşke düşüncesiyle aslında ilgi odağı olmayı istediği ancak sorumluluk almak istemediği çok açık. Çiftliğe taşınıp da amcasının işlerini devraldığında bir kimlik çatışması yaşıyor. Bir yandan sorumluluk sahibi bir çiftlik hanımı olmaya çalışıyor bir yandan da ergen liseli kişiliği en ufak şeyde ortaya çıkıyor. Hizmetçisi liddy yan çiftlikteki Mr. Boldwood'a bir sevgililer günü kartı gönderelim şakasına dediğinde hemen kabul edip yolluyor. Bu kart onun ağzına ediyor desek yanılmayız. Çünkü Mr. Boldwood normal bir adam değil ve maalesef bunu ciddiye alıyor. Bu kitapta en sinir bozucu karakter de bu adam. Normalde şaka yaptım ciddiye almayın diyen bir kızı kim takıntı yapar bu durumda? Büyük ihtimalle hayatında eli bir kadının eline değmemiş veya bir kadından asla yüz bulmamış bir erkek diye tahmin edersiniz. Ama yok. Mr Boldwood zaten gözde bir bekar. Kırklı yaşlarında, zengin, kadınların
Jane Austen beni hiç uyutmamıştı… ta ki Mansfield Park’a kadar.
Mansfield Park, Jane Austen’ın 1814’te yayımladığı ve diğer romanlarına kıyasla hep biraz gölgede kalmış bir kitabı. Austen’ın kaleme aldığı dönemde İngiltere’de sınıf farkları had safhada, kadınların toplumsal hareket alanı ise son derece kısıtlıydı. Kitap resmen bu atmosferin içine doğuyor.
Hikaye, mütevazı bir aileden zengin akrabalarının yanına gönderilen genç bir kadının etrafında şekilleniyor. Görkemli bir konak, karmaşık aile dinamikleri, aşk, ahlak ve görünüş ile gerçeklik arasındaki ince çizgi… Tüm bu temalar Austen’ın zarif ancak keskin kalemiyle işleniyor.
Açıkçası ilk yarısı beni zorladı. Tempo yavaş, ana karakter sessiz ve içe dönük. Fakat Austen’ı sevenler bilir, yavaşlığın altında her zaman bir şeyler kaynar.
Bir de dürüst olayım… kitabın bir kısmına kadar başrolün Fanny Price değil, Mary Crawford olduğunu sandım Hikâyeye dahil olduğu anda atmosfer değişiyor resmen. Çünkü Fanny, Austen’ın diğer kadın karakterlerine göre çok daha silik kalıyor. Elizabeth Bennet ya da Emma gibi değil; daha sessiz, daha bastırılmış, daha geri planda biri. Ama sanırım Austen’ın anlatmak istediği şey de biraz buydu zaten.
Bence Mansfield Park olaylardan çok insanların gerçek yüzüyle ilgili bir kitap. İlk başta fazla sakin ve durağan geliyor hatta ama sayfalar ilerledikçe o kibar konuşmaların, görgülü tavırların altında ne kadar büyük bir kibir, çıkarcılık ve ikiyüzlülük olduğunu fark etmeye başlıyorsun. Jane Austen bunu öyle dramatik sahnelerle değil, küçücük detaylarla hissettiriyor. Ve finale geldiğinde dönüp ilk sayfalara bakınca “meğer her şey en başından belliymiş” diyorsun
Sizce Mansfield Park Austen’ın en durağan kitabı mı yoksa en zor okunanı mı?
Mansfield ParkJane Austen · Can Yayınları · 20172,636 okunma
Anne babası ayrılınca annesiyle kalan karakterimizin maceraları serisinden bir kitap. Apartmandaki tüm komşularla kaynaşır, komik hikayesine ortak oluruz..