• "Hiç arkadaşım yok. Bu anormal olduğumu kanıtlıyormuş. Ama tanıdığım herkes ya bağırıyor ya ortalıkta çılgınca dans ediyor ya da birbirini dövüyor. Bugünlerde insanların birbirini nasıl incittiğini fark ediyor musun? "
  • Varoluşu metafizik bir anlayıştan tecrit ederek sadece bir rastlantı ile izah etmeye çalışan ve bu rastlantının bir gaye, bir amaç yükleyemediği varlığın mevcudiyetini saçma olarak değerlendiren Sartre’ın felsefesinin, bilinç ile varlığını fark ettirdiği insana vadedebildiği tek şey her şeyden tiksinti duyması ve bu tiksinti hâli ile sürekli bulantı yaşaması. Hâlbuki her işinde olduğu gibi yaratırken de abesle iştigal etmediğine inandığı bir Tanrı tasavvuruna sahip tüm “inanan”lar için kendi varoluşları da bir gayeye matuftur kendi varlıklarını kuşatan canlı cansız tüm diğer varlıkların varoluşları da…

    Varlıkları yaratıcısının bir emaneti olarak gören, yaratılmış her varlığın kendi zatında bir hakikati ve anlamı olduğunu bilen, tabiatı kendisi için bir tiksinti ve bulantı sebebi değil yaşamını ve işlerini asan eylesin diye emrine müsahhar kılınmış bir yardımcı gibi telakki eden ve varlığa yaklaşımını “yaratılanı severim yaratandan ötürü” dizesinde ifadesini bulan bir hakikatle özetleyen anlayışın yüceliğiyle Sartre’ın bu konudaki mütalaaları arasında kabili kıyas mümkün değil. Asla terk edilmediğinin bilincinde olan “inanan”, kendine şah damarından daha yakın olduğunu idrak ettiği Rabbi ile olan irtibatı sayesinde yalnızlık duygusunun dehlizlerinde kaybolmaya karşı korunaklı...

    Jean Paul Sartre Bulantı’yı yazarken belki de edebiyatın gücünden faydalanmayı murat ederek felsefesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hayal ediyordu. Fakat bana göre Bulantı Sartre’ın felsefesi için sadece bir bumerang etkisi yaratıyor. Zira Sartre’ın ağdalı cümlelerle ifadesini bulmuş düşüncelerini felsefi içerikli kitaplarından okurken yanılma, etkisi altında kalma ihtimali söz konusu iken Bulantı’da roman kahramanı Antoine Roquentin’in gerek kendi varlığı hakkındaki gerekse yaşadıkları karşısındaki duygu ve hislerinden haberdar olup ona öykünmeye kalkışmak asla olası değil. Sabrının sınırlarını zorlayarak baştan sona okumayı becerebilenler için Bulantı’nın tek düşündürdüğü “İyi ki ben böyle bir felsefi düşünceye sahip değilim!” ve hissettirdiği “Çok şükür ki müminim!”

    Yazının tamamını okumak için....

    https://www.dunyabizim.com/...si-yapti-h31432.html
  • Bir iç yolculuk hikayesi. İki dost Emin ve Yasemin. Uyurken düşünen bir adam ve konuştukça gerçekleri fark eden bir kadın. Ormana sığınan iki insanın hayata bakışının kadın ve erkekçesi. Bildiğimiz kadın ve erkeğin Latife Tekin diliyle anlatılması.
    Postmodern bir yazar Latife Tekin. Gerçi O kendini ne romancı ne de edebiyatçı diye tanımlamasada yazar hem de çok iyi bir yazar Latife Tekin.
    Kendini hiç bir topluluğa ait hissetmeyen, sorgulanmadan herkes tarafından kabul edilen evrensel değerleri red eden bir yazar.
    Ana öykünün, Emin ve Yasemin' in öyküsünün dışında Zümrüt, Gece ve Yurt' un da öyküleri karışıyor bu ikilinin iç hesaplaşmalarına. Epizotlar var bolca yani.
    Kolay anlaşılır bir dil ama kolay okunan bir kitap değil tüm Latife Tekin kitapları gibi. İyi ki de değil. Sıradan olanı yazmak kolay, zor olan Latife Tekin gibi yazmak...
    Latife Tekin' i daha yakından tanımak için

    https://www.youtube.com/watch?v=rg-fThXdsLI
  • Şimdi geriye dönüp baktığımda, yaşamlarımızın ne kadar tuhaf ve mucizevi olduğunu düşünüyorum. İnanılması güç, garip tesadüfler ve tahmini mümkün olmayan dolambaçlı olaylarla dolu. Etrafa ne kadar dikkatli bakarsanız bakın, sonrasında olacaklar konusunda tuhaf olan tek bir şeye bile rastlamayabilirsiniz çoğunlukla. Gündelik hayatın kesintisiz akışı içinde son derece normal bir olay, son derece normal bir şekilde gerçekleşmiş gibi görünür insana. Ya da insan mantığının aldığı bir şey değildir bu. Ne var ki zaman geçtikçe anlar, fark eder bir mantığı olduğunu.
  • Benim gibi sizin de kendinizi değersiz hissetmenize yol açan deneyimleriniz olmuş olabilir.Kesinlikle biliyorum ki geçmişin yaralarını sarmak,hayatın en büyük ve en değerli mücadelelerinden biridir.Ne zaman ve nasıl programlandığınızı bilmek programı değiştirebilmeniz açısından önemlidir ve bunu yapmak başkasının değil,sizin sorumluluğunuzdur.Evrenin aksi iddia edilemez bir yasası var:Hepimiz kendi hayatımızdan mesulüz.
    Mutluluğunuzu bir başkasına dayandırıyorsanız vaktinizi boşa harcıyorsunuz.Görmediğiniz sevgiyi kendinize verebilecek kadar cesur olmak zorundasınız.Her günün gelişiminiz için nasıl fırsatlar sunduğunu fark etmeye başlayın.Annenizle yaşadığınız ve derinlere gömdüğünüz anlaşmazlıklarınızın eşinizle kavgalarınızda nasıl ortaya çıktığını görün.Bilinç altınızdaki değersizlik duygularınızın yaptığınız (ve yapmadığınız) her şeyde kendini nasıl gösterdiğini fark edin.Bütün bu deneyimlerle hayatınız sizi geçmişi arkanızda bırakmaya ve kendinizi gerçekleştirmeye teşvik eder.Dikkatinizi verin.Her seçim,kendi yolunuzu çizmeniz için bir fırsat sunar.Yürümeye devam edin.Tam gaz ileri.
  • Bir cümle yeter sözden anlayana, destan yazsan fark etmez laftan anlamayana.
    *Hz.Mevâna