İnsanlar ânı yaşamayı neden ancak an geçip gittikten sonra fark ederdi?
Hepimiz deliydik Farkımız bazılarımız tescilli olmasıdır
Bir insanın delirmesi içinde olan farklı kişiliklerin ya da düşüncelerin aynı anda veya ardı ardına ortaya çıkması haliydi. Bunu deneyimleyen kişi kendisini, konuşma şeklini veya davranışlarını normal görürken onu izleyenler deli olduğunu düşünürdü. Dengesiz ve tutarsız hareketleri belli bir sınıfa sokamayan insan o kişiyi akli dengesi bozuk olarak adlandırırdı. Deliye sorulsa kendi akıl sağlığından o kadar emindir ki diğer herkes onun gözünde delidir. İçinde barındırdığı farklı kişiliklerin filtresiz bir halde serbest akışta ortaya çıkışına ve o kişinin baş etme kabiliyetine göre deli kişi sınıflandırılırdı. Akıl hastalıklarının kitabı vardı. İstenirse herkese belli bir teşhis koyacak kadar malzeme vardı. Normal kelimesinin tabiri normlara uyan çoğunluğu temsil edenden öte gitmezdi. Yani aslında hepimiz öyle ya da böyle deliydik ancak bazılarımız tescilliydi. Fark buradaydı.
Sayfa 128·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Uzayın üç boyutunda hareket ettiğimizde, gerçek benliklerinizin aslında on veya on bir boyutta hareket ettiğini deneyimleriz. Bir sokakta yürürken , gölgemiz bizi takip eder ve bizim gibi hareket eder. Tek fark, gölgemizin iki boyutta var olmasıdır. Benzer şekilde, belki de bizler sadece üç boyutta hareket eden birer gölgeyiz, ama gerçek benliklerimiz on veya on bir boyutta hareket eder.
Her ihanet sevgiyle başlar Birine ihanet edebilmek için önce onun sevgisini kazanmak gerekir. Kalbini, sınırlarını, korkularını teslim alırsın. Sonra bir gün, fark ettirmeden, o kalbi kendi elinle paramparça edersin.
Alıntı
Okumam gereken kitaplar bana dünyayı açıyor ve düşündüğümden daha geniş olduğunu fark etmemi sağlıyordu. Bana cesaret veren ve gözlerimi açan kitaplar okuyordum ve hâla dünyanın beni kirletmediğini düşünüyordum.
Sayfa 128
İçindeki her şeyi yıkıp çökerten ölümcül sarsıntılar selinin ardından, ruhunda tek bir duygunun, yüzbaşıya olan aşkının ayakta kaldığını fark etmişti. Çünkü aşk bir ağaç gibidir: Kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinliklerini sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder. Bu tutkunun ne kadar körse, o kadar inatçı oluşunu açıklamak mümkün değildir. Kendi içinde tutarlı olmadığında daha da güçlüdür.
Alıntı