Masal masal içinde-Öğütlerle dolu bir eser...
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 16:34
Masal Masal İçinde kitabındaki hikayelerin ana fikri, açgözlülük, bencillik, sabırsızlık ve savurganlık gibi insan zaaflarının kötü sonuçlar doğuracağı, buna karşılık aza kanaat etmenin, sevgi, sabır ve erdemle yaşamanın huzur getireceğidir. Padişah ve vezirin yolculuğu çerçevesinde anlatılan masallar, adaletin ve iyiliğin en büyük güç olduğunu vurgular. Kitaptaki Masalların Temel Ana Fikirleri:İnsanın açgözlü olmaması, elindekiyle yetinmeyi bilmesi ve sabırlı olması gerektiği. Şapkacının Hikayesi:Kıskançlığın ve sabırsızlığın aileye ve aşka zarar verdiği, sevginin ise sabır gerektirdiği. Demircinin Hikayesi:Paylaşmanın önemi,paylaşılmayan nimetlerin insana fayda sağlamayacağı. Kör Adamın Hikayesi:Kibir ve açgözlülüğün fiziksel/manevi kayıplara (gözlerin kör olması) yol açabileceği. Müezzin ve Kuyumcu Hikayeleri: Sabırsızlığın ve savurganlığın, insanın elindeki huzur ve varlığı yok ettiği.Kitap, her masalın sonunda bir ahlaki ders vererek, bireyin kendini sorgulamasını ve erdemli bir yaşama yönelmesini amaçlar. Bir varmış, bir yokmuş.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde genç bir padişah varmış. Kendini halkının mutluluğuna adamış ve bu uğurda servetini harcamaktan çekinmeyen bir padişah. Nazarlık kabilinden. Bu padişahın küçük bir kusuru varmış. Halkı için yaptığı iyilikler için övünmek. Ve tabi övülmek. Öyle ki sarayında bir dalkavuklar sürüsü besler olmuş. Bu hal tek bir kişiyi rahatsız edermiş koca sarayda. Padişahın çocukluk arkadaşı veziri. Yine bir gün padişah yaptığı iyilikleri anlatıp dünyanın en cömert insanı olmakla övünür, dalkavuklar sürüsü tarafından da övülürken, vezir kendine hakim olamamış ve padişaha ondan daha cömert bir adamın var olduğunu söyleyivermiş. Padişah vezirinin bu çıkışından rahatsız olmuş, ancak merak da etmiş. Kimmiş o padişahtan
Duygu ve Düşünce
Masal Masal İçindeAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201910,5bin okunma
İzmir'e Güzelleme, İzmir'e Mersiye
8/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Yüksek dozda sürpriz bozan içerir. "İzmir... Yoğuran, kendine benzeten İzmir... Bin yıllık kaypak bir tarihin içinde suyla, denizle, ateşle, alın teriyle... Kanla, tuzla, yakamozla... Alevle, zelzeleyle, ihanetle... Her şeye rağmen içine alan ve yeniden doğuran İzmir..." Bol diyalog, bol monolog, çokça başarılı gözlem, çokça sağlam hayat ayrıntısı, kent tarihine dair göz ardı edilen bir dizi çarpık durum, türlü dertlerden muzdarip yazarın oraya buraya çekincesiz, cesaretle serpiştirdiği bir dizi hiciv. İzmir, plansız ve yanlış yürütülen kentsel dönüşüm, göç, aidiyet, sınıfsal ayrım, yoksulluk, şehrin gettolarındaki geçim kaynakları, definecilik, midyecilik ve aile travmaları temaları etrafında şekillenen; soluk soluğa sürükleyen, sindirilmesi zaman isteyen güçlü bir metin. İsim seçimi öyle nokta atışı ki içerikle uyumu göz önüne alınınca hayran olmamak elde değil. "Oysa tek kurtuluşu bu gömüler olan Kuşçu ailesinin genç oğlanları, kazdıkları yerlere köklerini dikerek tutunacaklardı. Şehrin bu deviniminde kök salmanın başka yolu yoktu." "Kazarak hayatta kalmak yazgılarıydı ama denizin altını kazımakla toprağın altını kazmak aynı şey değildi. Toprağın altı aynı zamanda çürümüş insan demekti." "Kolay kolay bir yerde huzur bulamazdı, o yüzden sürekli ev değiştirirdi. Yerini beğenmeyen çiçekler gibi hızla solardı." Başlarda tekinsiz, tedirgin edici bir atmosferin ortasında kalakalıyoruz; kadının evinin akıbeti ne, anlatılagelen anekdot tadındaki hikâyeler metne nasıl hizmet ediyor, neden her bölüm sonunda birinin dili kesiliyor sora sora bir hal oluyoruz. İlk üç-dört bölümde hop dedim duvara tosladık galiba, ne okuma zevki veriyor ne içine alıyor, bir olmamışlık var burada. Baktım ki çözülecek gibi değil, yazarın meselesini tespit etme yoluna gideyim dedim. Yani,
KöksüzlerBarış İnce · İnkılâp Kitabevi · 2022187 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·282 syf.··
2026 4. kitabı
Hisar'la ilk defa Yakup Kadri'nin anılarında karşılaşmıştım. Çok çekingen, mesafeli bir insanmış, kimseyle konuşmazmış ve herkese "siz" diye hitap edermiş. Sonra eserleri yayımlanmaya başlayınca onun edebiyatındaki derinliği gören arkadaşları, ondan çekinmeye başlamışlar çünkü nasıl bir gözlem gücü olduğunu fark etmişler. Gelelim romana... Hacı Vâmık Efendi, nâmıdiğer Çamlıcadaki enişte... Belki gerçek hayatta görsek yüzüne bile bakmayacağımız, yakınımız olsa mahallesine uğramayacağımız bir insan. Rüşvetçi, geveze, obur... Bir sürü kötü huya sahip ama kitap bitince özleniyor. Zaten iyi işlenen tüm karakterler kitap bitince insanın içine işliyor, kalıyor orada. Hisar için edebiyatımızın Proust'u diyebiliriz. Bir edebiyatçıyı diğerinin şubesi gibi anmak hoş değil ama gerçekten Prostien dediğimiz tarzda yazılmış bir kitap Ç.E. Eser, 1. tekil şahıs ağzından bir hatıra toplusu gibi anlatılıyor. Anlatıcı, roman boyunca Çamlıca semtinde oturan eniştesini, halasını ve köşkünü anlatıyor çoğunlukla. Durağan, aksiyonu düşük bir eser ama harika, şairane bir üslupla yazılmış. Eserde çok güzel aforizmalar var ve yazar eski İstanbul ruhunu, şehrin değişen yüzünü ayrıntılarıyla anlatıyor. Keşke İstanbul'un her semti ile ilgili bir roman yazılsaydı. Çünkü her semtin kendine has kültürü, kendine has bir dokusu vardı. Şimdi tüm bu semtler eridi gitti, yerlerine birörnek apartmanlar geldi. Bu eser "hatırlama" üzerine yazılmış bir eser. Bir olay, bir kişi, bir semt kaybolduktan sonra sadece hafızalarda yaşamaya devam ediyor. O hafızaların sahipleri de ölünce zaman her şeyin üzerine kalın bir perde çekiyor. .. Hisar hafızasının derinliklerinden çıkarabildiği anıları Vâmık Efendi'nin bünyesinde toplayarak yazmış. İyi ki de yazmış çünkü her paragrafta ayrı bir şiir, ayrı bir lezzet
Çamlıcadaki EniştemizAbdülhak Şinasi Hisar · Varlık Yayınları · 1967420 okunma
8/10
·465 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 01:52
DİŞİ KURDUN RÜYALARI / CENGİZ AYTMATOV AYTMATOV’ un ustalık dönemi eserlerinden,sarsıcı bir roman ile geldim. Kitap 3 farklı karakter üzerinden,3 bölüm olarak ilerliyor. Olayların ve karakterlerin,birbirine dokunan kısımları oldukça ilginç… Ana karakter dişi kurt Akbara; ailesinde baskın olan taraf. Eşi Taşçaynar ile kurmaya çalıştıkları yaşamda sürekli insan engeline takılıp,çeşitli zorluklar yaşıyorlar. İkinci karakter olarak ; papaz okulundan kovulmuş ve geleneksel inancı sorgulayan idealist genç Avdiy’i okuyoruz. Avdiy, anaşa isimli kaçak yollardan elde edilen uyuşturucu madde ile ilgili araştırma yaparken,trajik bir sonla karşılaşıyor. Üçüncü olarak karşımıza Boston isimli bir çoban çıkıyor. Merhametli çobanımız söz konusu ailesi ve yaşam alanı olunca ; bazı yanlış kararlar almak zorunda kalıyor. İnsanoğlu idealleri uğruna,doğaya verdiği geri dönüşü olmayan bu zararı ne zaman fark edecek ? İyilik hiç bir çağda karşılığını iyilik olarak almayacak mı? Gibi bir sürü soru ile başbaşa kaldım kitap bittiğinde. Yorumu sizlere bırakıyor, kitaplı günler/geceler diliyorum dostlarım. ” … insan niyet edermiş ama Tanrı yukarıdan gülermiş.” ”İnsanlar kaderlerini, kader ise insanları arar.” ”Çünkü yalnızca samimi bir pişmanlık günahlarını hafifletebilirdi.”
Dişi Kurdun RüyalarıCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 20218,9bin okunma
10/10
·136 syf.·
2025 43. kitabı
“Aşk Romanları Okuyan İhtiyar” bana sessiz ama ağır ilerleyen bir nehir gibi geldi. Büyük olayların gölgesinde kalmış, dünyadan elini eteğini çekmiş bir adamın gözlerinden bakıyoruz hayata bu defa. Aslında kitapta anlatılan şey çok sade: yaşlı bir adam, aşk romanları ve ormanın derinliği ama bu sadeliğin içinde insanı yakalayan bir şey var. Belki de hiçbir şey yapmadan bile bir insanın ne kadar dolu bir hayat taşıyabileceğini fark ettiriyor. Kitabı okurken en çok Antonio’nun yalnızlığına takıldım. Bazen o yalnızlık çok tanıdık geldi. Konuşacak çok az kişi, anlayan neredeyse yok ama içi duygularla dolu biri… Aşk romanlarına duyduğu sevgi bana gerçek hayatta eksik kalan bir duyguyu telafi edermiş gibi geldi. Bu beni hem hüzünlendirdi hem de düşündürdü. İnsan bazen en derin bağları, bir kitapla da kurabiliyormuş. Kitap aslında doğa ve insan arasındaki dengeye de hafiften dokunuyor ama bunu bağırmadan yapıyor. En çok sevdiğim şey de buydu: sessiz bir anlatım, gürültüsüz duygular... Bazı sahnelerde doğanın içinde kaybolmuş gibi hissettim bazı bölümlerde ise tam tersine insanlardan bunalmış gibi… Genel olarak çok fazla olay beklemeyen ama hisleri ve atmosferi yakalamayı seven biriyseniz bu kitap size iyi gelir. Bittiğinde içimde bir boşluk değil de sessiz bir huzur kaldı. Antonio’yu tanımış olmaktan memnun oldum diyebilirim. Günlerce kitap rafımda okuduklarımda kaldı bazı sebeplerden dolayı buna rağmen tek oturuşta bitirdiğim kitaplardan. Bilmem kaçıncı best kitabım olarak kayda geçtin…
Aşk Romanları Okuyan İhtiyarLuis Sepulveda · Everest Yayınları · 2024791 okunma
8/10
·779 syf.··
2025 10. kitabı
Romanda ana karakter Prens Mışkin. İyi, kuşkucu, temiz yürekli, beyefendi, insan ruhunu okuyan, bağışlayan, şüpheci, parasını paylaşmaktan çekinmeyen biri. İyi niyetli, “modern” çağa göre budala biri, bunun bir nedeni de epilepsi hastası olması. Budalaydı çünkü kötü insanlarla arkadaşlık ediyordu aynı zamanda ve ne yaşansa hep kendini suçlu buluyordu. Davranışları alaya alınan, çevresinin kötülüklerine karşı aciz kalan biri. İki aile var, babaları asker. General Yepançin, eşi ve üç kızı(en küçükleri, en güzeli Aglaya). General İvolgin, eşi ve 2 oğlu, bir kızı. Ayrıca zengin birkaç kişi de var romanda. Ve Nastasya Filippovna; güzel, herkes ona aşık. Sınıfsal, sahte hayatların yaşandığı bir dönem de geçiyor roman. Çok uzun bir roman ama okurken hiç sıkılmıyorsun. Anlaşılır, temiz cümleler kullanılmış. Yaşanan önemli olaylar bir cümlede, düşünceler ise sayfalarca anlatılıyor. Yazar insanların kişiliklerinin, düşüncelerinin derinliklerine iniyor (Günümüzde tabii kimse bu kadar derin düşünmüyor. Detaycı, mükemmeliyetçi ben bile). Romanı dışardan birinin ağzından dinliyoruz. Kitabın 14. bölümünde herkesin hayatında yaptığı en kötü şeyi anlatması enteresan. Zavallı köylü kızı Mari'nin anlatıldığı bölüm çok duygusal. Tefecilik çok yaygın. Birilerinin evinde herkesin toplanması ve birbirlerine karşı laf atmalar, eğlenceler, çatışmalar. Sosyalleşmek öyleymiş o zamanlarda demek ki. Çoğunlukta olan sıradan insanların sıradanlıktan kurtulma çabaları var. General İvolgin’nin Napoleon ile anısı ilginçti. Napoleon’un çocuk yaşta İvolgin’e sorması, İvolgin'nin evinize dönün deyip Fransa’nın Rusya’dan çekilmesi. Doğruysa tabii. Mışkin gibi gerçekten iyi, ideal biri, bu dünyada güzel bir hayat yaşayabilir mi, muvaffak olabilir mi? Özellikle bencilliğe karşı. Ve eş
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma