Çekirdeğindeki iyiliği hiçe sayarak köşeye sıkıştığı an kötülük üretir. Nerende saklayacaksın onurunu söyle! Fazla güneş alınca pul pul dökülen, yapış yapış terleyen, türlü kokular yayan şu zavallı gövdende mi? Nariniz Yorgo. Onurumuzu söküp almaya gaddarca bir hamle yeter. Kendi buharına sarınmış şu ellerin, şu baldırların, şu hançer kemiğin mi koruyacak yüceliğini? Ortaçağ'da bazı soylu kadınlar başkalarının yanında asla yemek yemezlermiş. Çiğnemekle açığa çıkan sözümona hayvanî zavallılığı başkalarına göstermemek niyetiyle şölen sofralarında kibarca oturur aç gözlerle kralı dinlerlermiş. Peki ya sonra? Sonra boş odalar. Elinde bir hindi budu, ısır ısırabildiğin kadar! Dirseğine doğru akan yağı umursamadan tıksırıncaya ye!
Sessizliği kaybettim ve bunun için duyduğum pişmanlık ölçüsüzdür. Mutsuzluğun, bir kez konuşmaya başlayan bir insanı nasıl sardığına tanık oldum. Sağırlığa bağlı, hareketsiz bir acıydı; bu yüzden soluduğum şey solunamayandır. Kendimi yalnız başıma bir odaya kapadım, evde kimse yok, dışarıda da hemen hemen kimse yok ama bu yalnızlığın kendisi bizzat konuşmaya başladı ve karşılığında benim de bu konuşan yalnızlıkla konuşmam gerekir; alayla değil, onun üzerinde daha büyük bir yalnızlık, onun da üzerinde daha büyüğü yattığı için; ve her biri söyleneni boğmak ve sessizleştirmek için içine alarak tersine onu sonsuzluğa yankılıyor ve sonsuzluk söylenenin yankısı oluyor.