H. ile geçirdiği ilk geceyi, Simone de Beauvoir'ın bekaretin kaybına ilişkin dramatik tasviriyle görüp görmediğini de, "İlk penetrasyon her zaman tecavüzdür" cümlesine katılıp katılmadığını da bilmiyorum. H. konusunda tecavüz kelimesini kullanmanın bugün hâlâ bana mümkün gelmemesi belki kızın da bunu kabul etmediği anlamına geliyordur. Peki ya deliler gibi aşık olmanın, bir erkeği açmadığı kapının ardında beklemenin, çatlak ve küçük orospu olarak adlandırılmanın utancına ne demeli? İkinci Cinsiyet beni bunlardan arındırdı mı, yoksa tam tersine onun altında ezildim mi? Ben illa birini seçmeyi tercih etmiyorum: Utanç duygusunu anlamanın anahtarlarını edinmek onu silme gücünü vermiyor.
Sanırım kız: erkeklerin aşkınlıkla tamamen rahat olduğu; kadınlarınsa türün ihtiyaçlarına tabi kılındığı ve bunun her an her yerdeki içkinliğinin ağırlığı altında ezildiği mahşeri tasvir karşısında bunalmış.
Birinden diğerine geçiyor, asla hiçbirine bağlanmıyor, hatta küçük pencereli bir bölmeden nezaret ettiği büyük erkekler yatakhanesinde birkaç gece birlikte olduğu ve ona -ilk kez- "Seni seviyorum," diyen Pierre D.'ye bile;
ona şöyle cevap vermişti:
"Hayır, sadece arzu bu."