Evime gelip yüzüme karşı açık açık konuşacak ve kim olduğumu acımasızca ve ballandırmadan bana gösterecek yüreğe sahip hiç kimse yok mu gerçekten aranızda? Hatalarımı, yapmam gereken fakat yapmadığım şeyleri, kusurlarımı, kötü alışkanlıklarımı, suçlarımı bana gerçek bir dost gibi cesurca söylemek isteyen kimse yok mu? Hepiniz ellilerindeki görgülü hanımlar gibi ikiyüzlü ve kalleş misiniz?
Hayatları hayvani yaşamdan kalma çabalarıyla doluydu; centilmen kıyafetlerinin ve mekanik hayata dair mükemmeliyetçiliğin altında yatan barbarlıkları hala içinde barınıyordu; hayattaki nihai ve ortak amaçları yağmacı atalarınınkiyle aynıydı: İyi yemekler yemek, en güzel kadınların tadını çıkarmak, zayıflara hükmetmek, başkalarından ellerinden geldiğince çalıp çırpmak.
Ama nasıl olur? Hepsi bu mu yani? Yorucu günlerimin ve gecelerimin sonu, daha az dünyevi bir ışığa ulaşmak için harcanan çabaların bitimi, tüm gençliğimin, uzun yıllar boyunca tek bir noktaya odaklanmış ve bastırılmış ve dağın tepesinde yakılan bir eğlence ateşi misali harlı bir gençliğe dair tüm arzu ve öfkemin yegane ve nihai sonucu salt bu mudur yani? Sadece bu mu? Tek bundan mı ibaret?